Erkek şiddeti, cezasızlık, iktidar politikaları: Çözüm öz savunma!
- 09:04 13 Ocak 2026
- Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız
İZMİR – 2025 yılında yaşanan kadın katliamlarına dair açıklanan verilerdeki artışın, iktidarın aile yılı ilanı ve cezasızlık politikalarıyla olan bağını değerlendiren siyasetçi ve aktivist kadınlar, erkek şiddetinin iktidarın dili ve pratiğiyle beslendiğini ifade ederek buna karşı kadınların öz savunmalarını güçlendirmesi gerektiğini söyledi.
JINNEWS’in basına yansıyan haberlerden derlediği 2025 yılı çetelesine göre, 297 kadın katledildi, 191 kadın da şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Siyasetçi ve aktivist kadınlar, artan erkek şiddetinin, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, cezasızlık, kadın düşmanı politikalar ve iktidarın aile yılı ilanı ile bağını değerlendirdi.
‘Kadını koruyacak olan aile değil, özgürlüğüdür’
Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Emine Bozdağ, kadın katliamlarının politik olduğunu ifade ederek sistemin kadın özgürlüğüne karşı olduğunu ve kadın özgürlüğüne karşı erkek şiddeti beslediğini belirtti. Emine Bozdağ, “İktidar, 2025 yılını aile yılı ilan etti ancak kadın katliamları en çok aile içerisinde yaşanıyor. Failler ev içerisindeki ve kadınların en yakınındaki erkekler oluyor. Kadını koruyacak olan aile değil, kadının özgürlüğüdür. Sistem zaten kadının katledilmesini, düşmesini ve kendisine karşı çıkmamasını istiyor. Kadın mücadelesi bu nedenle engelleniyor. Cezaevlerinden tahliyeler olacağını açıkladılar ve tahliye ettiklerinin çoğu katliam failleri. Bu durum failleri cesaretlendiriyor. Tüm bunlara karşı mücadele edilmesi gerekiyor” dedi.
Cezalar caydırıcı değil
Cezasızlık politikalarının erkek şiddetini artırdığını kaydeden Emine Bozdağ, “Faillere verilen cezalar ya caydırıcı olmuyor ya da af çıkarılıyor ve failleri serbest bırakıyorlar. Bu da faillere güven veriyor ve kadın katliamları her geçen gün artıyor. Kadınlar kendilerini savunmalı, bilinçlerini özgürleştirmeli, haklarını bilmeli ve savunmalı. Kadın katliamlarına karşı sistem toplumu bilinçlendirmiyorsa biz kadınlar mücadelemizi büyütmeliyiz. Kadınlar bu süreçte her şeyden önce öz savunmasını güçlendirmeli” şeklinde konuştu.
‘Aile yılı, şiddetin üzerini örten bir işlev görüyor’
Kadın katliamlarındaki artışın sebebini yapısal sorunlardan kaynaklandığını dile getiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Antalya İl Eşbaşkanı Vahide Doğan, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin gün geçtikçe derinleştiğini ve erkek egemen sistemin kadınlar üzerinde kurduğu denetimi artırdığını ifade etti. Vahide Doğan, “Sistem şiddeti normalleştiriyor. Kadın yoksulluğunun derinleşmesi de bir diğer sebep. Kadınları koruyan ve şiddeti önleyen mekanizmalar yetersiz. Bu durumda kadınlar değil, şiddeti üreten sistem sorgulanmalı. İktidarın ilan ettiği aile yılı, kadını koruyan değil, şiddetin üzerini örten bir işlev görüyor. Kadını birey olarak görmüyor. Kadını koruyan değil, katliam riskini artıran bir baskı oluşturuyor. Cezasızlık da en güçlü sebeplerden biri. İyi hal indirimi, haksız tahrik indirimi gibi etkenler, kadınların yaşam hakkını elinden alıyor. Kadına yönelik şiddet aile meselesi değil, doğrudan cins kırımı ve hak ihlali olarak karşımızda duruyor. Tüm bunlara karşı 6248 sayılı kanun amasız, fakatsız uygulanmalı” diye belirtti.
Toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusu
Kuşadası Mor Dayanışma üyesi Sevim Tekin de artan erkek şiddetinin, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin eksikliğinden kaynaklandığını dile getirerek “Toplumda erkek çocuklarına henüz küçük yaşlarda aşılanan o sınırsız güç ve imtiyaz duygusu, yetişkinlikte kadının üzerinde ağır bir tahakküme dönüşüyor. ‘Ben erkeğim, yaparım’ şeklinde kodlanan bu yapay özgüven, şiddetin ilk tohumlarını ekiyor. Televizyon dizileri, kadına fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan, takip eden ve hayatı dar eden erkek figürlerini ‘karizmatik ve tutkulu’ karakterler olarak pazarlıyor. Bu davranışlar, medya eliyle normalleştirilerek topluma rol model olarak sunuluyor. Medyanın kullandığı eril dil, sokağın erkek egemen yapısı ve yargıdaki aksaklıklar bu döngüyü besliyor. İşlenen suçların ardından sadece bir kravat ile elde edilen iyi hal indirimleri ve haksız tahrik gerekçeleri, faillere koruma kalkanı sağlıyor” diye ifade etti.
Şiddet ve aile yılı
Kapitalist sistemin, erkeği cinsiyet kimliğiyle ödüllendirdiğini vurgulayan Sevim Tekin, “Kadın katliamlarının faillerinin çoğunlukla en yakınları olması, kadının bir birey olarak değil, erkeğe zimmetlenmiş bir mülk olarak görüldüğünün kanıtıdır. İçinde şiddet barındıran bir mekan yuva değil, suç mahallidir. İktidarın 2025 yılını aile yılı ilan etmesi, kadını bağımsız bir birey ve eşit bir yurttaş olarak değil, ailenin bir aparatı, hizmetkârı ve taşıyıcısı olarak konumlandıran bir hamledir. Bu yaklaşım, kadın cinayetlerinin temelindeki politik ve sınıfsal nedenleri besliyor. Kadın cinayetlerinin büyük çoğunluğu, kadınların boşanma, çalışma veya kendi hayatına dair karar alma iradesi göstermesi sonucunda eş, baba veya eski eş gibi en yakınındaki erkekler tarafından işleniyor. İktidarın kutsal aile vurgusu, kadının özgürleşme talebini bir hak arayışı değil, aile düşmanlığı olarak nitelendiriyor. Bu söylem, eril zihniyetin kadını baskılamak ve katletmek için ihtiyaç duyduğu ideolojik meşruiyeti altın tepside sunmaktadır. Kapitalist ve patriyarka devamlılığını sürdürmek için kadının ev içine hapsedilmesine bağlıdır. Yoksulluğun ve sosyal devletin çöküşünün üzeri, aile değerleri paranteziyle örtülürken ekonomik gücü elinden alınan kadın; şiddet gördüğü eve, sömürüldüğü evliliğe ve failine mahkûm edilmektedir. Bu bir tercih değil, sistemin kadını mecbur bıraktığı bir yaşam savaşıdır” dedi.
‘Dayanışma şiddetten daha güçlüdür’
Cezasızlık politikaları ve erkek şiddetindeki artış arasındaki ilişkiye değinen Sevim Tekin, sorunun yasaların yokluğu olmadığını, mevcut yasaların uygulamaması olduğunu söyledi. Sevim Tekin, “Türkiye’de 6284 sayılı kanun, kâğıt üzerinde kadını koruyan bir metin olsa da uygulama mekanizmalarında bu güç zayıflatılıyor. Kadın karakola gittiğinde, ‘Kocandır, barışın’ diyen polis, uzaklaştırma kararını ihlal eden erkeğe zorlama hapsi vermeyen yargı, şiddeti dolaylı yoldan meşrulaştırıyor. Bu gidişatın değişmesi için çözüm, kâğıt üzerindeki yasalarda değil, o yasanın uygulanabilmesidir. Şiddet uygulayan ve kadın yaşamına kasteden her fail, hiçbir indirimden faydalanmadan en ağır şekilde cezalandırılmalıdır ancak ceza tek başına yetmez. Kadının şiddet döngüsüne geri dönmemesi için devlet ekonomik bağımsızlığı, güvenli barınma hakkını, çocukların eğitim ve güvenliğini, kayıtsız şartsız garanti altına almalıdır. Umudumuz birbirimizde. Bizler birbirimizin çaresi, her sessiz çığlığın yankısıyız. Erkek adalet değil, gerçek ve tarafsız adalet sağlanana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Dayanışma, şiddetten daha güçlüdür” diye konuştu.
‘Devlet şiddet sürecini seyrediyor’
DEM Parti Aydın İl Eşbaşkanı Şükran Sarı, kadın katliamlarındaki artışın tesadüf olmadığını, bu durumun çok katmanlı bir sistemin sonucu olduğunu söyledi. Ataerkil zihniyetin, erkeklere kadınlar üzerinde denetim hakkı tanıdığına dikkat çeken Şükran Sarı, “Kadınların boşanmak istemesi, kendi hayatına dair karar alması, çalışması ya da itaat etmemesi erkek şiddetinin gerekçesi haline getiriliyor. Bunun yanında hukuki ve siyasal ortam faaliyetleri de failleri cesaretlendiren bir rol oynuyor. Koruyucu ve önleyici mekanizmalar ya etkisiz ya da bilinçli olarak işletilmiyor. Uzaklaştırma kararının uygulanmaması, şikayetlerin ciddiye alınmaması ve faillere verilen düşük cezalar, şiddetin sürekliliğini besliyor. Kadınlar öldürülmeden önce defalarca şiddete maruz kalıyorlar ancak devlet çoğu zaman bu süreci seyrediyor” ifadelerine yer verdi.
‘Şiddeti besleyen sistem ve devlet politikalarıyla yüzleşilmeli’
Cezasızlık politikasının kadına yönelik şiddetin en temel nedenlerinden biri olduğunu kaydeden Şükran Sarı, “Faillerin tutuksuz yargılanması, iyi hal, haksız tahrik indirimleri, kadın beyanın esas alınmaması şiddetin sonuçsuz kalacağı algısını yaratıyor. Erkekler şiddetin bedelini ödemeyeceklerini bildiklerinden dolayı bu şiddet tekrar ediyor ve giderek ağırlaşıyor. Buna karşı yapılması gerekenler nettir. Cezasızlık politikalarına son verilmeli, indirimler kaldırılmalı. İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmeli ve 6284 sayılı yasa etkin biçimde uygulanmalıdır. Özetle kadın katliamları politiktir. Bu şiddeti durdurmanın yolu, erkek egemen sistemle ve onu besleyen devlet politikalarıyla yüzleşmekten geçer” şeklinde konuştu.
‘Erkek şiddeti, iktidarın dilinin ve pratiğinin bir sonucu’
Kadın katliamlarındaki artışın, erkek egemen iktidar dilinin ve pratiğinin, kadınlar üzerinden bilinçli, örgütlü bir şekilde hayata geçirilmesinin sonucu olduğunu söyleyen DEM Parti Muğla İl Eşbaşkanı Zuhal Macit ise kadını toplumsal alandan uzaklaştırarak ev içine hapseden ve aileyi kutsayan bu zihniyetin, şiddeti normalleştirdiğini belirtti. Zuhal Macit, “Bu bir politik tercihtir. Aile bir kurum olarak erkek egemen devletin adeta prototipi haline getirildi. Kadınları katledenlerin en yakınlarındaki erkekler olması tesadüf değil. Kadını düşürmek, yok saymak, erkeğin tartışmasız kölesi kılmak için örgütlenen erkek-devlet aklının bir sonucudur. Bu zihniyet, iktidarın 2025 yılını aile yılı ilan etmesiyle karşımıza çıktı. Biz kadınlar için anlamı net. Bu, kadın, kadın olamaz demektir. Kadın Bakanlığı değil, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bile başlı başına bu zihniyetin ürünü. Tüm bu politik tablonun içinde, kadının şiddet görmesi, katledilmesi, münferit değil, karşımızda örgütlenmiş bir sistemin sonucu” diye ifade etti.
‘Çözüm, öz savunmanın güçlendirilmesinden geçiyor’
Devletin şiddeti önleme, etkin soruşturma yapma ve ceza sorumluluğunu yerine getirmediğini vurgulayan Zuhal Macit, şu ifadelere yer verdi: “Koruma kararları ihmal ediliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden tek adamın ağzıyla çıkılmış olması, 6284 sayılı yasanın etkin uygulanmaması, şiddete cesaret ve onay veriyor. Pınar Gültekin'in katilinin, ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması iyi oldu’ sözleri halâ kulaklarımızda. Yasa var ama adeta erkekler lehine işliyor. Tedbir kararları özensiz, kalıplaşmış ve kısa süreli. İyi hal indirimi, haksız tahrik indirimleri aslında bir erkeklik indirimine dönüştürülmüş durumda. Çözüm, bir zihniyet dönüşümünden geçiyor. Kadın örgütlenmesinden, öz savunmanın güçlendirilmesinden ve devleti demokratik bir dönüşüme zorlamaktan geçiyor”







