8 Mart ile Özgür ve Demokratik Topluma (11)

  • 09:01 2 Mart 2026
  • Dosya
Temel Conta’da kadın direnişi: Boyun eğmeyeceğiz
 
Beritan Tunç
 
İZMİR - 10 Aralık 2024’ten bu yana grevde olan Temel Conta işçisi kadınlar, anayasal sendika haklarının tanınması ve insanca çalışma koşulları için 437 gündür direnişte. Kadın işçiler, verdikleri mücadelenin yalnızca bir iş mücadelesi değil, aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunu vurguluyor.
 
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne giderken, kadınların çalışma yaşamında maruz bırakıldığı güvencesizlik, düşük ücret, sendikasızlaştırma ve cinsiyet eşitsizliği bir kez daha görünür oluyor. Kadınlar bir yandan üretim sürecinin yükünü taşırken, diğer yandan ev içi emeğin görünmez yüküyle yaşamı ayakta tutuyor; buna rağmen “ucuz” ve “vazgeçilebilir” görülen emekleriyle karşı karşıya bırakılıyor.
 
Dosyamızın bu bölümünde ise, Temel Conta işçisi kadınların anayasal sendika hakları için sürdürdüğü grev ve direniş üzerinden kadın emeğine dönük değersizleştirme politikalarına, iş yerindeki baskılara ve kadınların “mücadele”yi bir özgürlük hattı olarak örmesine yer veriyoruz.
 
Grev alanında görüştüğümüz kadın işçiler, verdikleri mücadelenin yalnızca bir iş mücadelesi değil, aynı zamanda bir kadın özgürlük mücadelesi olduğunun altını çiziyor.
 
‘Verdiğimiz mücadele kadın özgürlük mücadelesinin bir parçası’
 
Erkek egemen üretim düzeni içinde kadın emeğinin hem ucuz hem de vazgeçilebilir görülmesinin haksızlık olduğunu dile getiren Simay Bekar, kadın emeğinin değersizleştirildiğini söylüyor. Simay Bekar, “Alın terimizin görülmesi, emeğimizin karşılığının verilmesi gerekiyor. Kadınların işten çıkarmalarda ilk hedef hâline gelmesi çok yanlış. ‘Zaten eşlerine destek oluyorlar’ denilerek kadın emeği önemsizleştiriliyor. Kadınların emeğine gereken saygı gösterilmiyor; gözlerinde bir değeri yokmuş gibi davranılıyor. Bu durum bana göre açık bir saygısızlık. 10 Aralık 2024 tarihinde greve çıktık. İçerideki mobbing, baskılar ve kötü çalışma koşulları nedeniyle sendikalaştık. İnsanca bir yaşam ve insanca bir ücret istiyoruz. Sendika en doğal hakkımız ve bu hakkımızı talep ediyoruz. Bu yüzden buradayız ve sonuna kadar direneceğiz. Hem evde hem işte çalışıyoruz. Kadınlar olarak iki kat emek veriyoruz. Bugün verdiğimiz mücadeleyi yalnızca bir iş mücadelesi olarak değil, kadın özgürlük mücadelesinin bir parçası olarak görüyorum. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Asıl emekçiler biziz. Hem evde hem işte çalışıyoruz ve büyük bir emek veriyoruz. Direnen tüm kadınlara çağrım: Haklarınız için sonuna kadar mücadele edin. Biz Temel Conta işçileri olarak her zaman yanınızdayız. Sesimiz olun, biz de sizin sesiniz olalım” diyor. 
 
‘Kadınların olduğu yerde mücadele vardır’
 
Işıl Çalışır ise kadınların erkeklerle aynı işi yaptığını, aynı üretim sürecinin içinde yer aldığını belirterek kadınların daha güçsüz olduğu yönündeki algıyı reddediyor. Grev sürecinde çoğunluğun kadınlardan oluştuğunu hatırlatan Işıl Çalışır, “Kadınların sorumlulukları her zaman daha fazla. Bizim yalnızca çalışma hayatımız yok; evde de ikinci bir mesaimiz var. Hem üretimde yer alıp hem ev içi emeği üstleniyoruz. Bu çift yük, Türkiye’nin mevcut ekonomik koşullarında kadınlar için çok yorucu. Direniş sürecinde kadınlar hiçbir koşulda geri adım atmadı. Her türlü baskıya rağmen mücadele ettik. Zaman zaman güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldik ama mücadelemizden vazgeçmedik. Kadınların olduğu yerde mücadele vardır. Bu direniş, kadınların gücünü bir kez daha gösterdi. Bu mücadeleyi yalnızca bir iş mücadelesi olarak görmüyorum; bu mücadeleyi yalnızca bir iş mücadelesi olarak görmüyorum; bu bir sınıf dayanışmasıdır. Tüm işçiler ve gelecek nesiller için mücadele ediyoruz. Sendika hakkımız anayasal bir haktır ve bunun tanınmasını istiyoruz. 8 Mart yaklaşırken çağrım şu: Kadınlar susmasın, korkmasın, yılmasın. Mücadeleye devam etsin. Tüm emekçi kadınların 8 Mart’ını kutluyorum” sözlerine yer veriyor. 
 
‘Cinsiyet ayrımcılığı hem iş yerinde hem evde devam ediyor’
 
Greve giden sürecin temelinde emeğin yok sayılmasının bulunduğunu belirten Sinem Kaya ise üretim yapan, alın teriyle çocuklarına ekmek götüren kadınlar olduklarını vurguluyor. Emeğin görmezden gelinmesini kabul etmediklerini ve bu nedenle boyun eğmemeyi seçtiklerini vurgulayan Sinem Kaya, “Öncelikle şunu söyleyeyim: Kadınlar olarak hem iş yükü hem ev yükü üzerimizde. Çalışırken, mesaideyken sürekli üretimi düşünüyoruz; aynı anda akşam yemeğini, çocuklarımızın okuldan gelişini, eşimizin işten gelişini planlıyoruz. Sürekli kafamızda bir plan program var: Yetişebilir miyim, buna yetişebilir miyim, şuna yetişebilir miyim? Bu sorularla mücadele ediyoruz. Biz kadınlar olarak emeğimizin çok kıymetli olduğunu biliyoruz. Ama sürekli mücadele ederken bazen şunu kaçırıyoruz: Bu hayatta yalnız değiliz. Evin yükünü eşlerimizle paylaşmamız gerekiyor. Bu sorumluluğu tek başımıza üstlenmek başlı başına yanlış. Aynı şekilde iş yerinde de durum böyle. Kadınlar evde yoruluyor, iş yerinde yoruluyor. Hasta olsak da, çocuğumuz hasta olsa da çalışmamız bekleniyor. ‘Buraya çalışmaya geldin’ deniliyor. Ama ücret konusuna gelince erkeklerden daha düşük maaş alıyoruz. Sebebi kadın olmamız. Yani cinsiyet ayrımcılığı hem iş yerinde hem evde devam ediyor. Evde sorumluluk kadının görevi deniliyor. İş yerinde işini yapmak kadının görevi deniliyor. Ama ücrette ‘Sen kadınsın, bu sana yeter’ deniliyor. Alın terimizin, emeğimizin karşılığını isteme lüksümüz yokmuş gibi davranılıyor. Erkekler ev geçindiriyor, kadınlar keyfi çalışıyor algısı var. Ama 2025-2026 yılında şunu açıkça söyleyebilirim: Bu doğru değil. Kadınlar çalışmadığında evler geçinmiyor. Maaşlar yetmiyor. Kadının emeği çok kıymetli. Yeter ki biz kadınlar kendi emeğimizin kıymetini bilelim. Biz bunu bildiğimiz için 437 gündür direniyoruz” ifadelerini kullanıyor.
 
‘Korku zincirini direnişin gücü kırdı’
 
Temel Conta’da doğrudan işten çıkarma olmadığını, sendika üyeliğinin ardından baskıların arttığını aktaran Sinem Kaya, “Kadınlar hedef alındı. Korkutulup sindirilebileceğimiz düşünüldü. Grev hazırlıkları sırasında patron toplantı yaptı ve bizi kodlarla işten atabileceğini, sicilimize işleyeceğini, bir daha iş bulamayacağımızı söyledi. Erkek arkadaşlarla birlikte ortak toplantıda bunu dile getirdi. Ama kadınlara ayrıca dönerek ‘Aklınızı başınıza alın’ dedi, bizi parmakla gösterdi. ‘Siz değil, eşleriniz bile iş bulamaz’ diyerek açıkça hedef gösterdi. Çünkü daha çok korkacağımızı, daha kolay sindirileceğimizi düşündü. Ama biz kadın arkadaşlarla birlikte her şeyi göze almıştık. Çünkü emeğimizin, alın terimizin kıymetini biliyorduk. Emekten bahsediyorsak bunun cinsiyet ayrımı olmadan değerlendirilmesi gerekir. Biz de erkekler gibi çalışıyor, emek veriyor, alın teri döküyoruz. Emeğimize güvendik ve baskılara boyun eğmedik. Her boyun eğmeyişimiz bize güç olarak geri döndü. 437 gündür grevdeyiz. İçerideki arkadaşlar bazen ‘Hiç mi korkmuyorsunuz?’ diyor. Hayır, korkmuyoruz. Çünkü o korku zincirini 10 Aralık 2024’te greve çıktığımız gün kırdık” sözlerini kullanıyor. 
 
‘Haklarımızı alacağız’
 
Benzer koşullarda çalışan kadınlara seslenen Sinem Kaya, greve çıkmadan önce korkularının büyük olduğunu ifade ediyor. Sinem Kaya, “Endişelerimiz vardı. Önceliklerimiz eşimiz, çocuklarımız, sevdiklerimizdi. Biz kadınlar önce kendimizi değil, sevdiklerimizi düşünürüz. Bu da bizim zayıf tarafımız. Patronlar bunu biliyor ve bizi kendi kimliğimizle değil, eşimizle ve çocuklarımızla korkutuyor. Ama şunu gördük: Kimse açlıktan ölmüyor. Önce kendimiz için mücadele edelim. Baş kaldırmayı seçelim. Çünkü sevdiklerimiz için yapabileceğimiz en büyük iyilik bu. Eğer o gün korkup boyun eğseydik, aldığımız o korkak kararın yükünü ömür boyu taşırdık. Ama bugün aldığımız onurlu kararın gücüyle evimize gidiyoruz. Başımız dik. Çocuklarımızın gözlerine gururla bakıyoruz. ‘Onlara hakkınız için mücadele edin’ diyoruz. Çünkü mücadele etmekten başka şansımız yok. 437 gündür boyun eğmemiş anneler olarak çocuklarımıza onurlu bir miras bırakacağız. Bu bizim için büyük bir gurur kaynağı. Kadın emeğinin görünür olması için önce varlığımızın kabul edilmesi gerekiyor. Biz bu hayatın içindeyiz, kalbindeyiz, can damarlarıyız. Evimizde mücadele ediyoruz, çocuklarımızı yetiştiriyoruz, geleceği kuruyoruz. Kadınların varlığı kabul edilirse, hayatın her alanında yerimiz teslim edilirse haklarımızı da alacağız” diyor. 
 
 
‘Bu mücadele onur mücadelesi’
 
Temel Conta işçileri olarak ilk günden beri sendika hakkı için mücadele ettiklerini kaydeden Sinem Kaya, sendikanın anayasal bir hak olduğunu belirtiyor. 10 Aralık 2024’ten beri bu hakkı kullandıkları için grevde olduklarını ifade eden Sinem Kaya şunları dile getiriyor: “Toplu iş sözleşmesi masasına oturmayan patron yüzünden 437 gündür evimize ekmek götüremeyen, faturalarını ödeyemeyen kadınlar ve babalar var burada. Biz anayasal hakkımız var diye sendikaya üye olduk. Ama bu hak gasp edildi. 437 gündür toplu iş sözleşmesi masasına oturulmuyor. Suç işleyen taraf patron olmasına rağmen, yaptıklarının caydırıcı bir cezası olmadığı için bu grev sürüyor. Eğer toplu iş sözleşmesi imzalansaydı biz sadece sendikalı, güvenceli ve insan onuruna yakışır şekilde çalışmak istiyorduk. Alın terimizin bir onuru var ve patronların sandığı kadar ucuz değil. Biz artık emeğimizin ezilmesini sindiremeyen işçileriz. 437 gündür süren bir grev büyük fedakârlıklar demek. Çocuğunu evlendiren, okula gönderen, düğün yapan insanlar var burada. Ailelerimizin ve sendikamızın desteğiyle grevi sürdürüyoruz. Bu bizim için bir onur mücadelesi. Hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Toplu iş sözleşmesi masası 10 Aralık 2024’ten beri hazır. Sadece patronun gelip imzalaması bekleniyor. O imza atılmadan bu grev bitmeyecek. Çünkü biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak istiyoruz. Anayasal haklarımızın miras olarak kalmasını istiyoruz.”
 
8 Mart çağrısı
 
Son olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü hakkında konuşan Sinem Kaya şunları söylüyor: “8 Mart bizim için bir çiçek alıp verme günü değil. Direnen kadınların, emeğin ve alın terinin günü. 8 Mart’ı basitleştirmek istemiyoruz. Bu, var olma mücadelesidir. Kadınların özgürce konuşabildiği, şiddet görmediği, susturulmadığı bir güne kadar direnişimiz sürecek. Direnişle birlikte korkularımızın yerini cesaret ve özgürlük aldı. O yüzden diyoruz ki: Susmayın, korkmayın, sessiz kalmayın. Yalnız değilsiniz. Mücadeleden vazgeçmeyin. Kız ya da erkek fark etmez, özgür çocuklar yetiştirelim ki onlar özgürlüğü geç fark etmesin. Temel Conta işçileri olarak tek isteğimiz sendika hakkımızın kabul edilmesi ve anayasal hakkımızı kullanabilmek. 437 gündür soruyoruz: Bu adalet, bu hukuk, bu haklarımız nerede? Sesimizin duyulmasını ve insanca, onurlu bir çalışma hakkına kavuşmayı istiyoruz. Mücadelemiz bu gerçekleşene kadar devam edecek.”