Ortadoğu ve Afrika'nın görünmeyen cephesi

  • 09:04 27 Temmuz 2026
  • Dünya
Derya Ceylan 
 
HABER MERKEZİ - Sudan'da üç yılı aşkın süredir devam eden savaş, ülkeyi dünyanın en büyük açlık, zorunlu göç ve insani krizlerinden biriyle karşı karşıya bıraktı. Sağlık sisteminin çöktüğü, salgın hastalıkların yayıldığı ülkede kadınlar ve çocuklar, yaşamın her alanını etkileyen hak ihlalleriyle yüz yüze.
 
Ortadoğu ve Afrika'da son yıllarda derinleşen savaşlar ve siyasi krizler, milyonlarca insanı açlık, zorunlu göç ve salgın hastalıklarla karşı karşıya bırakıyor. Bu tablonun en ağır yaşandığı ülkelerin başında gelen Sudan'da yaklaşık üç yılı aşkın süredir devam eden savaş, sağlık sistemini çökertti, milyonlarca insanı yerinden etti ve kadınlar ile çocukların yaşamını kuşatan çok yönlü bir insani krize dönüştü.
 
Birleşmiş Milletler'in 2026 verilerine göre ülkede 33,7 milyon kişi insani yardıma ihtiyaç duyarken, 11,5 milyondan fazla kişi çatışmalar nedeniyle yerinden edildi. Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), UNICEF ve diğer uluslararası kuruluşlar; açlığın derinleştiği, sağlık sisteminin çöktüğü, salgın hastalıkların yayıldığı ve cinsiyete dayalı şiddetin arttığı uyarısında bulunuyor. Temel ihtiyaçlara erişimin giderek zorlaştığı ülkede, kadınlar ve çocuklar yaşam, sağlık, eğitim ve güvenlik haklarına yönelik ağır ihlallerle karşı karşıya bırakılıyor.
 
Sudan'da savaş nasıl başladı?
 
Sudan'da bugün yaşanan savaş, Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki iktidar mücadelesinden ibaret değil. Onlarca yıla yayılan askeri darbeler, siyasal istikrarsızlık, ekonomik kriz ile ülkenin stratejik konumu ve zengin doğal kaynakları üzerindeki rekabet, çatışmaların temel dinamiklerini oluşturuyor.
 
2019 yılında yaklaşık 30 yıllık iktidarın ardından Ömer el-Beşir'in halk protestolarıyla devrilmesi, demokratik dönüşüm beklentilerini artırdı. Ancak sivil yönetime geçiş süreci, ordunun siyasetteki etkisini sürdürmesi ve güvenlik güçleri arasındaki yetki paylaşımı anlaşmazlıkları nedeniyle başarıya ulaşamadı. 2021'de gerçekleştirilen askeri darbenin ardından SAF Komutanı Abdülfettah el-Burhan ile RSF Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo (Hemeti) arasındaki gerilim giderek tırmandı. Taraflar arasındaki anlaşmazlık, RSF'nin orduya entegrasyonu ve güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılması konusunda düğümlendi.
 
Sudan'ın altın rezervleri, tarım arazileri ve Kızıldeniz'e uzanan stratejik konumu da çatışmaları bölgesel ve uluslararası rekabetin parçası haline getirdi. Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Rusya başta olmak üzere çeşitli aktörlerin ülkedeki siyasi ve ekonomik çıkarları, savaşın uzamasına ilişkin tartışmalarda öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.
 
Müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından 15 Nisan 2023'te Hartum'da başlayan çatışmalar kısa sürede Darfur, Kordofan ve ülkenin diğer bölgelerine yayıldı. Kentler, hastaneler, okullar ve temel altyapı ağır hasar görürken, Birleşmiş Milletler verilerine göre 11,5 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Tarımsal üretimin durması, pazarların kapanması ve temel hizmetlerin çökmesi ise Sudan'ı dünyanın en büyük açlık ve zorunlu göç krizlerinden biriyle karşı karşıya bıraktı.
 
Sağlık sistemi çöktü
 
Sudan'da üç yılı aşkın süredir devam eden savaş, sağlık sistemini büyük ölçüde işlevsiz hale getirdi. Hastanelerin bombalanması, sağlık çalışanlarının yerinden edilmesi, ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği ile insani yardımların engellenmesi nedeniyle milyonlarca kişi temel sağlık hizmetlerine ulaşamıyor.
 
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ülkede yaklaşık 21 milyon kişinin sağlık desteğine ihtiyaç duyduğunu bildirirken, sağlık tesislerinin önemli bir bölümünün hizmet veremediğine dikkat çekiyor. Özellikle Darfur, Hartum ve Kordofan'da birçok hastane ya tamamen kapandı ya da personel ve ekipman yetersizliği nedeniyle sınırlı kapasiteyle çalışıyor. Ambulans hizmetlerinin aksaması ve güvenlik riskleri de yaralılar ile kronik hastaların tedaviye erişimini zorlaştırıyor.
 
Sağlık sistemindeki çöküşten en fazla etkilenenlerin başında kadınlar geliyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), bir milyondan fazla hamile kadının acil üreme sağlığı hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu belirtirken, on binlerce kadının güvenli doğum imkanından yoksun kaldığını bildiriyor. Doğum kliniklerinin kapanması, uzman sağlık personeli sayısındaki azalma, kan stoklarının tükenmesi ve acil obstetrik bakım hizmetlerinin aksaması; anne ve bebek ölümlerini artıran temel nedenler arasında gösteriliyor.
 
Birçok kadın doğum yapabilmek için kilometrelerce yol kat etmek, silahlı grupların kontrol noktalarından geçmek ya da güvenli olmayan güzergâhları kullanmak zorunda kalıyor. Gebelik takibi, aile planlaması, doğum sonrası bakım ve cinsel sağlık hizmetlerine erişim de büyük ölçüde kesintiye uğramış durumda. Sağlık merkezlerinin işlevsiz hale gelmesi nedeniyle tedavi edilebilir hastalıklar bile kadınların yaşamını tehdit ediyor. 
 
Savaş, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını da hızlandırdı. DSÖ verilerine göre kolera, sıtma, dang humması, kızamık, çocuk felci, hepatit E, difteri ve menenjit vakalarında ciddi artış yaşanıyor. Yaklaşık 28 milyon kişinin güvenli içme suyuna ve sanitasyon hizmetlerine düzenli erişememesi salgın riskini büyütürken, kadınlar ve çocuklar temiz suya ulaşabilmek için uzun mesafeler yürümek zorunda kalıyor. Bu durum hem sağlık sorunlarını derinleştiriyor hem de kadınlar ile çocukları güvenlik ve cinsel şiddet riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
 
Cinsiyete dayalı şiddet sistematikleşti
 
Sudan'da savaşın en ağır sonuçlarından biri de cinsiyete dayalı şiddetin sistematik biçimde yaygınlaşması oldu. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, çatışmalar boyunca kadınların ve çocukların tecavüz, cinsel işkence, zorla alıkonulma, insan kaçakçılığı ve çocuk yaşta evlendirme gibi ağır hak ihlallerine maruz bırakıldığını ortaya koyuyor. Özellikle yerinden edilme kamplarında ve çatışma bölgelerinde yaşayan kadınlar, güvenli barınma alanlarının bulunmaması nedeniyle sürekli şiddet riski altında yaşamını sürdürüyor. Sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olması, güvenlik kaygıları ve cezasızlık politikaları ise çok sayıda vakanın kayıt altına alınmasını dahi engelliyor.
 
Çocuklar savaşın gölgesinde büyüyor
 
Savaşın etkileri çocukların yaşamında da derin izler bırakıyor. UNICEF verilerine göre ülkede 17 milyondan fazla çocuk insani yardıma ihtiyaç duyarken, milyonlarcası eğitim, sağlık ve korunma hakkına erişemiyor. Okulların bombardımanlarda zarar görmesi, geçici barınma merkezlerine dönüştürülmesi ya da güvenlik gerekçesiyle kapatılması nedeniyle çocuklar eğitimden uzak kalıyor.
 
Eğitimin kesintiye uğraması; çocuk yaşta çalıştırılma ve evlendirilme ile silahlı gruplar tarafından cinsel işkence riskini artırırken, ailelerinden ayrılan ya da yerinden edilen çocuklar ağır psikolojik travmalarla da baş etmeye çalışıyor. Sürekli bombardıman tehdidi altında büyüyen çocuklar, yakınlarını kaybetme ve göç etmek zorunda kalmanın yarattığı derin ruhsal etkilerle karşı karşıya bırakılıyor.
 
UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yaklaşık 19,5 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığı Sudan'da özellikle beş yaş altındaki çocukların ağır yetersiz beslenme riski altında bulunduğuna dikkat çekiyor. Yaklaşık 825 bin çocuğun ağır akut yetersiz beslenme nedeniyle yaşamı tehdit eden sağlık sorunları yaşadığı belirtiliyor.
 
Açlık ve zorunlu göç derinleşiyor
 
Sudan, bugün dünyanın en büyük açlık ve zorunlu göç krizlerinden birini yaşıyor. Çatışmaların başlamasından bu yana milyonlarca kişi evlerini terk etmek zorunda kalırken, ülke içinde yerinden edilenlerin büyük bölümünü kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Milyonlarca kişi ise Çad, Güney Sudan, Mısır, Etiyopya ve Orta Afrika Cumhuriyeti başta olmak üzere komşu ülkelere sığındı.
 
Savaşın tarımsal üretimi durma noktasına getirmesi, ekim alanlarının tahrip edilmesi, pazarların kapanması ve insani yardım koridorlarının kesintiye uğraması açlığı her geçen gün derinleştiriyor. Dünya Gıda Programı (WFP), Sudan'ın dünyanın en ağır gıda krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğunu, bazı bölgelerde ise kıtlık koşullarının yaşandığını belirtiyor.
 
Yerinden edilen ailelerin büyük bölümü, temel altyapının bulunmadığı geçici kamplarda yaşamını sürdürüyor. Temiz su, elektrik, sağlık hizmeti ve yeterli gıdaya erişimin son derece sınırlı olduğu kamplarda salgın hastalıklar hızla yayılırken, özellikle çocuklarda yetersiz beslenme kritik seviyelere ulaşıyor. Su kaynaklarının zarar görmesi ve arındırma hizmetlerinin çökmesi kadınların günlük yaşamını daha da ağırlaştırıyor. Temiz suya ulaşabilmek için kilometrelerce yürümek zorunda bırakılan kadınlar, bu süreçte cinsel işkence ve diğer saldırı tehlikesiyle de karşı karşıya bırakılıyor. Açlığın derinleşmesiyle birlikte birçok aile öğün sayısını azaltırken, çocuklar eğitimlerini yarıda bırakıp çalıştırılıyor. 
 
Kadınlar yaşamı yeniden kuruyor
 
Sudan'da savaşın yol açtığı yıkıma rağmen kadınlar, yerel dayanışma ağları ve gönüllü inisiyatifler aracılığıyla yaşamı yeniden kurmaya çalışıyor. Kamu hizmetlerinin büyük ölçüde durduğu birçok bölgede kadınlar; gıda dağıtımından sağlık desteğine, çocukların korunmasından yerinden edilen ailelerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına kadar birçok alanda çalışmalar yürütüyor. Mahallelerde kurulan dayanışma ağları, devlet kurumlarının ve insani yardım mekanizmalarının ulaşamadığı bölgelerde yaşamın sürdürülmesinde önemli rol üstleniyor. Kadınlar, sınırlı imkanlara rağmen çocukların beslenmesi, temiz suya erişimi, temel sağlık hizmetlerinin sağlanması ve şiddete maruz bırakılan kadınlara destek sunulması için çalışmalarını sürdürüyor.
 
Sudanlı kadın örgütleri ise savaşın sona ermesini, kurulacak barışın eşitlik temelinde inşa edilmesini talep ediyor. Kadın hakları savunucuları, kadınların karar alma mekanizmalarında yer almadığı hiçbir barış sürecinin kalıcı olmayacağını vurgulayarak müzakere süreçlerine eşit ve etkin katılım çağrısı yapıyor. Aynı zamanda çatışmalar sırasında işlenen cinsel işkence suçlarının bağımsız biçimde soruşturulmasını, faillerin cezasız bırakılmamasını, sivillerin korunmasını ve insani yardım koridorlarının güvence altına alınmasını istiyor.
 
Yaklaşık üç yılı aşkın süredir devam eden savaş, Sudan'ı dünyanın en büyük insani krizlerinden birine dönüştürdü. Açlık, zorunlu göç, salgın hastalıklar ve sağlık hizmetlerine erişememe milyonlarca insanın yaşamını tehdit etmeyi sürdürürken, bu tablodan en fazla kadınlar ve çocuklar etkileniyor. Buna rağmen Sudanlı kadınlar, kurdukları dayanışma ağlarıyla yaşamı ayakta tutmaya çalışırken, barışın ve adaletin inşasında söz sahibi olma mücadelelerini de sürdürüyor.