'Saldırılar yapısaldır, toplumsal mücadele şarttır'
- 09:01 10 Haziran 2026
- Güncel
Büşra Turan
AGIRÎ - Kadınlara yönelik saldırıların yapısal bir sorun olduğunu belirten İHD'li Melek Gelturan, adaletin tam anlamıyla sağlanması için toplumsal mücadelenin şart olduğunu söyledi.
Kürdistan ve Türkiye’de kadına yönelik şiddet, katliam ve şüpheli ölümler artarken, önleyici adli mekanizmalardaki yetersizlikler kadınların yaşam hakkı ihlalini derinleştiriyor. JINNEWS’in verilerine göre, sadece mayıs ayında 16 kadın ve 2 çocuk katledilirken, 25 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Faillerin büyük çoğunluğu kadınların en yakındaki erkekler oldu.
Koruma kararlarının yetersizliği ve cezasızlık politikaları şiddet sarmalını büyütürken, dosyalar adli süreçlerdeki tıkanıklığı da gözler önüne seriyor. Nitekim Agirî’de evli olduğu erkek tarafından katledilen Gülden Kömürcü dosyasında failin, aradan günler geçmesine rağmen hâlâ yakalanmamış olması ve şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen Cansever Sucu dosyasında etkin soruşturma yürütülmemesi, devletin koruma yükümlülüğündeki eksiklikleri ve yargısal süreçlerdeki aksaklıkları ortaya koyuyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Agirî Şube üyesi Melek Gelturan, Kürdistan ve Türkiye’de artış gösteren kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümleri ile cezasızlık politikalarına ilişkin konuştu.
Kadın katliamları ile şüpheli kadın ölümlerinin adli vakalar olmanın ötesinde doğrudan bir insan hakları sorunu olduğunu vurgulayan Melek Gelturan, Türkiye'deki kadın kırımı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye’de kadın cinayetleri yıllardır devam eden yapısal bir sorundur. Kadınlar çoğu zaman en yakınlarındaki erkekler tarafından, boşanmak istedikleri, kendi yaşamlarına dair karar almak istedikleri, şiddete itiraz ettikleri ya da özgürce yaşamak istedikleri için öldürülüyor. Bu durum, kadınlara yönelik erkek şiddetinin ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne kadar derin olduğunu göstermektedir."
‘Şüpheli kadın ölümleri aydınlatılmalı'
Şüpheli kadın ölümlerinin etkin ve tarafsız bir şekilde soruşturulması gerektiğinin altını çizen Melek Gelturan, adaletin tam anlamıyla sağlanması ve dosyaların aydınlatılması için toplumsal mücadeleye ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Melek Gelturan, “Bizler yıllardır şüpheli kadın ölümlerinin, faili belli kadın cinayetlerinden sayısal olarak daha fazla olduğuna dikkat çekiyoruz. Birçok kadın yaşamını yitirmekte, ancak bu ölümlerin nasıl gerçekleştiği konusunda ailelerde ve kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşmaktadır. Şüpheli kadın ölümlerinin tamamı etkin, tarafsız ve titiz bir şekilde soruşturulmalıdır. Adaletin sağlanması yalnızca faillerin cezalandırılmasıyla değil, gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasıyla mümkündür. Bugün hala kamuoyunun hafızasında yer alan Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve daha nice şüpheli kadın ölümleri, meselenin ne kadar yakıcı bir sorun olduğunu göstermektedir. Bu dosyaların aydınlatılması yalnızca ailelerin değil, toplumun adalet talebidir” diye belirtti.
‘Şiddet olaylarında etkin soruşturma yürütülmeli’
Agirî özelinde kadınların karşı karşıya kaldığı çok boyutlu sorunlara, takip ettikleri hak ihlali dosyalarına ve faillerin cezasız kalmasına işaret eden Melek Gelturan, etkin soruşturma yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Kadınların, ekonomik eşitsizlik, eğitime erişim sorunu, toplumsal baskılar, erken yaşta ve zorla evlilik gibi birçok yapısal sorunla mücadele etmek zorunda kaldığına vurgu yapan Melek Gelturan, “Bu koşullar kadınların şiddet karşısında daha kırılgan hale gelmesine neden olmaktadır. İHD olarak Ağrı’da kadın hakları alanında yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında birçok başvuru almakta ve bu vakaları yakından takip etmekteyiz. Bunlardan biri Cansever Sucu dosyasıdır. Yine daha geçen haftalarda Gülden Kömürcü, evli olduğu erkek tarafından sokak ortasında, çocuklarının gözleri önünde katledildi. Aradan günler geçmiş olmasına rağmen failin hala yakalanmamış olması, kadınların yaşam hakkının korunması konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Kadınlara yönelik şiddet olaylarında etkin soruşturma yürütülmesi ve faillerin süratle adalet önüne çıkarılması büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
'Yaşam hakkı tehdit altında'
Melek Gelturan, kadınların maruz bırakıldığı toplumsal baskılara ve kadın katliamlarına değinerek şöyle konuştu:
“2026 yılı içerisinde değerlendirdiğimiz vakalarda, toplumsal baskı nedeniyle maruz kaldığı şiddeti dile getiremeyen, boşanma talebini ifade edemeyen, sosyal ve ekonomik destek mekanizmalarına erişemeyen kadınların yaşamlarına son verdiğine ilişkin vakalarla da karşılaşıyoruz. Bu durum bize bir kez daha göstermektedir ki, kadınların karşı karşıya kaldığı baskılar yalnızca görünür şiddet biçimleriyle sınırlı değildir. Toplumsal baskı, ayrımcılık ve eşitsizlik de kadınların yaşam hakkını tehdit eden unsurlar arasında yer almaktadır. Bizler Ağrı’da kadınların yaşam hakkını savunurken aynı zamanda kadınların özgür, eşit ve şiddetten uzak bir yaşam sürme hakkını da savunuyoruz. Çünkü kadın cinayetlerini yalnızca sonuç olarak değerlendirmek eksik kalır. Kadın cinayetlerinin ortaya çıkmasına neden olan toplumsal ve kurumsal koşulların da ortadan kaldırılması gerekir."
‘Etnik kimlikler hedef gösteriliyor’
Melek Gelturan devamında şu ifadeleri kullandı: “Bugün Türkiye’nin birçok kentinde olduğu gibi Agirî’de de kadınlar eşitlik, özgürlük ve güvenli yaşam talebiyle mücadele etmektedir. Bizler de insan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin yanında olmaya devam edeceğiz. Çünkü bir kadının daha şiddet sonucu yaşamını yitirmediği, şüpheli ölümlerin karanlıkta bırakılmadığı ve kadınların korkmadan yaşayabildiği bir toplum mümkündür. Ayrıca kadınların yaşam hakkını konuşurken, kadınların eşitlik ve ayrımcılıktan uzak yaşama hakkını da göz ardı edemeyiz. Özellikle Kürt kadınlar hem kadın olmaları hem de etnik kimlikleri nedeniyle çoklu ayrımcılığa maruz kalabilmektedir. Son dönemde kamuoyuna yansıyan bazı söylem ve yaklaşımlar, Kürt kadınları aşağılayıcı kalıplar üzerinden temsil etmekte, etnik kimlikleri üzerinden hedef göstermekte ve toplumsal önyargıları yeniden üretmektedir."
‘Şiddet kader değildir’
Irkçılık, ayrımcılık ve nefret söyleminin insan haklarına aykırı olduğunu kaydeden Melek Gelturan, Kürt kadınlara yönelik cinsiyetçi ifadelerin normalleştirilmemesi gerektiğini dile getirdi. Kadına yönelik şiddetin kader olmadığına işaret eden Melek Gelturan, kadınların haklarını savunmaya devam edeceklerini söyledi. Melek Gelturan, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsan Hakları Derneği olarak şunu açıkça ifade ediyoruz: Irkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi hangi kişiye ya da topluluğa yönelirse yönelsin insan haklarına aykırıdır. Bir kadının kimliği, dili, etnik kökeni ya da inancı hiçbir şekilde ayrımcılığın gerekçesi haline getirilemez. Kadınlara yönelik şiddetle mücadele ederken, aynı zamanda kadınları etnik kimlikleri üzerinden hedef alan, küçümseyen ve ötekileştiren söylemlere karşı da mücadele etmek zorundayız. Özellikle Kürt kadınlara yönelik ayrımcı ve cinsiyetçi ifadelerin normalleştirilmesi, toplumda var olan eşitsizlikleri daha da derinleştirmektedir. İnsan hakları perspektifinden bakıldığında önemli olan yalnızca bu söylemlerin hangi niyetle söylendiği değil, ortaya çıkardığı sonuçlar ve yarattığı toplumsal etkidir. Ayrımcı söylemler, kadınların maruz kaldığı dışlanmayı ve eşitsizliği beslemekte, toplumsal barışı ve birlikte yaşam kültürünü zedelemektedir. Kadınların yaşam hakkı temel bir insan hakkıdır. Kadına yönelik şiddet kader değildir; önlenebilir bir insan hakları ihlalidir. Kadınların yaşamlarını, özgürlüklerini ve onurlarını savunmaya devam edeceğiz.”







