‘Toplumsal barış anadili belirsizleştirerek inşa edilmez’
- 18:09 19 Haziran 2026
- Güncel
ANKARA - Kürtçenin Meclis tutanaklarına "bilinmeyen bir dil" olarak geçirilmesine dair Meclis Başkanlığına iletilen dilekçeye gelen cevapta "Devletin resmi dilinin Türkçe olduğu" sözlerine yer verilmesine karşı açıklama yapan DEM Parti vekili Newroz Uysal, “Toplumsal barış, halkların dilini üç noktayla silerek kurulamaz” dedi.
Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Şirnex milletvekili Newroz Uysal Aslan, Meclis tutanaklarında Kürtçeye yönelik uygulanan sansüre ilişkin Meclis Başkanlığına verdikleri dilekçelere gelen cevapta "Devletin resmi dilinin Türkçe olduğu" sözlerine yer verilmesinin Kürtçeye yönelik sansürü meşrulaştırdığına dikkat çekerek Meclis'te basın toplantısı düzenledi.
Newroz Uysal Aslan yaptığı açıklamada, Barış ve demokratik toplum sürecinde cumhuriyetin ilk yüzyılındaki inkâr, imha ve asimilasyon politikalarından vazgeçilip, tekçi ulus-devletten demokratik bir cumhuriyete geçilmesi için mücadele ettiklerini ifade etti.
‘Kürtçe hala bilinmeyen bir dil olarak kaydediliyor’
Kürtlere ve Kürtçeye karşı inkârdan vazgeçmenin tek başına yeterli olmadığına dikkat çeken Newroz Uysal Aslan, “Bir halkın ve dilin varlığını fiilen kabul etmek, hukuken tanınmadıkça eksik kalır. Eğer Kürtlerin ve Kürtçenin varlığı artık inkâr edilemiyorsa, bu gerçeklik Anayasa’da, yasalarda ve kamusal yaşamın bütün alanlarında karşılığını bulmalıdır. Kürtçenin eğitimde, kamusal hizmetlerde, yargıda ve Mecliste özgürce kullanılması güvence altına alınmalıdır. Kürtçenin hâlâ ‘bilinmeyen dil’ olarak kayda geçirildiği, konuşulduğunda ‘…’ ifadesiyle sansürlendiği bir düzende inkâr siyasetinin sona erdiğini nasıl söyleyebiliriz?” diye sordu.
‘Meclis çatısı altında tekçi zihniyet sürüyor’
Meclis çatısı altında tekçi zihniyetin sürdürdüğünü belirten Newroz Uysal Aslan sözlerini şöyle sürdürdü: “14 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Başkanlığına sunduğumuz dilekçeyle, Genel Kurulda ve komisyonlarda kullanılan Kürtçe ifadelerin üç noktayla silinmesine son verilmesini, ifadelerin özgün biçimiyle tutanaklara yazılmasını ve dilin adının açıkça ‘Kürtçe’ olarak belirtilmesini talep ettik. Ayrıca 15 Mayıs tarihinde, 13 Mayıs tarihli Genel Kurul konuşmamda kullandığım Kürtçe ifadelerin tutanaktan çıkarılmasına karşı, İçtüzük ’ün 155’inci maddesi kapsamında Meclis Başkanlığına düzeltme başvurusunda bulundum. Çünkü Kürtçe konuşulduğunda tutanaklarda ‘…’ ile sansürleniyor, adı bile anılmadan ‘hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi’ notu düşülüyor.
Talebimiz son derece açık ve demokratikti: Mecliste söylenen söz, hangi dilde söylenmişse o dilin adıyla ve özgün biçimiyle kayda geçirilsin. Ancak Meclis Başkanlığına verilen dilekçelere cevap, TBMM Başkanlığı Tutanak Hizmetleri Başkanlığından geldi. Verilen cevap, sorunu çözmek yerine inkârı idari bir kurala dönüştüren cinstendi. Cevapta devletin resmi dilinin Türkçe olduğu belirtildi.”
‘Kürtçe milyonlarca yurttaşın anadilidir’
Meclis tutanaklarında farklı dillerdeki cümlelerin ve kelimelerin tutanaklara geçirildiğinin birçok örneği olduğunu hatırlatan Newroz Uysal Aslan, Meclis'in Kürtçe’ye dönük sürdürdüğü bu politikanın idari ve siyasi bir tercih olduğunu dile getirdi. Newroz Uysal Aslan, “Meclis tutanakları incelendiğinde, literatüre yerleşmiş kavramlar dışında farklı dillerdeki cümlelerin ve kelimelerin tutanaklara geçtiğinin birçok örneğini görüyoruz. Ancak konu bu Meclisin ve cumhuriyetin kurucu asli unsuru olan Kürtlerin diline gelince, Kürtçenin adıyla ve sözüyle Meclis hafızasında yer almasına izin verilmemektedir. Nitekim 17 Kasım 2025 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonunda yaşananlar bunu açıkça göstermiştir. DEM Parti milletvekillerinin konuşmalarında geçen ‘Jin, jiyan, azadî’ kartları ve ‘Şaredariya Xelfetî’ ifadeleri önce tutanaklara aynen yazılmış; yaklaşık iki saat sonra bu ifadeler silinerek yerlerine üç nokta konulmuştur. Bir ifadenin önce yazılıp sonra silinebilmesi, ortada teknik bir yetersizlik olmadığını göstermektedir. Ki böyle bir yetersizlik varsa bile bu, Meclisin ve devletin büyük bir ayıbı, hukuksuzluğudur. Bir dilin adını söylemeyip onu yalnızca ‘Türkçe olmayan kelimeler’ şeklinde tarif etmek, tarafsız bir tutanak yöntemi olamaz. Kürtçe, tanımsız ve bilinmeyen bir ses değildir; bu ülkenin milyonlarca yurttaşının anadilidir” dedi.
Newroz Uysal Aslan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a ve Meclis Başkanlığına şu soruları yöneltti:
“*Kürtlerin bu Mecliste temsil edildiğini söylüyorsunuz; peki temsil edilen halkın dilinin adı neden tutanaklara yazılamıyor?
*Kürtçe bir sözü kayda geçirmek, Türkiye’nin bütünlüğüne nasıl zarar verebilir?
*Bir dilin adını söylemekten kaçınan bir Meclis, eşit yurttaşlığı ve çoğulcu demokrasiyi nasıl savunabilir?”
‘Toplumsal barış, anadili belirsizleştirerek inşa edilemez’
Barış ve demokratik toplumun konuşulduğu bir dönemde meclisin önündeki ilk sınavlardan birinin farklı dillere yönelik tutumun değişmesinde olduğunu belirten Newroz Uysal Aslan, “Toplumsal barış, halkların dilini üç noktayla silerek kurulamaz. Demokratik toplum, milyonlarca insanın ana dilini ‘Türkçe olmayan kelimeler’ şeklinde belirsizleştirerek inşa edilemez” diye konuştu.
Bu konunun takibini kararlılıkla sürdüreceğini belirten Newroz Uysal Aslan, şu talepleri bir kez daha yineledi:
“*Kürtçe ifadelerin üç noktayla silinmesine derhal son verilmelidir.
*Kürtçe kelime ve cümleler, özgün biçimleriyle tutanaklara geçirilmelidir.
*’Türkçe olmayan kelimeler’ tanımı kaldırılmalı, kullanılan dil açıkça ‘Kürtçe’ olarak belirtilmelidir.
*Tutanak Yazım Rehberi; demokratik temsil, çoğulculuk ve tarihsel gerçeklik temelinde değiştirilmelidir.
*TBMM Başkanlık Divanı bu konuda açık bir ilke kararı almalıdır.”







