Bakım Merkezi iddialarına karşı nöbet: Sessizlik suça ortaklıktır

  • 18:02 22 Haziran 2026
  • Güncel
ÊLIH - TJA’nın Özel Batman Şifa Bakım Merkezi’nde yaşandığı iddia edilen işkence, cinsel taciz, tecavüz ve şüpheli ölüm vakalarına karşı başlattığı oturma eylemi ikinci gününde sürdü. Batman Adliyesi önündeki nöbete Amed’den çok sayıda kişi destek verirken, yapılan açıklamalarda etkin soruşturma, şeffaflık ve sorumluların hesap vermesi çağrısı yapıldı.
 
Tevgera Jînen Azad (TJA), Özel Batman Şifa Bakım Merkezi’nde yaşanan işkence, cinsel taciz, tecavüz ve şüpheli ölüm iddialarına karşı Batman Adliyesi önünde 5 gün boyunca her gün saat 15.00-17.00 arası nöbet eylemi başlattı. Eylemin ikinci günü Adliye önünde devam ederken, eyleme Halkaların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Barış Anneleri yanı sıra, Amed’den de birçok kişi nöbet eylemine katıldı.
 
Zılgıtların, alkışların ve düdüğün dinmediği eylemde, “Sizin suçlarınızı deşifre etmekten vazgeçmeyeceğiz”, “Erişilebilir adalet için susmuyoruz”, “Üstü örtülen gerçekleri açığa çıkaracağız”, “Engelli bireyler sahipsiz değildir” dövizleri açıldı.
 
Eylemin başında konuşan TJA aktivisti Nurtem Üzümcü, taciz ve tecavüze karşı yürüttükleri mücadele ve eylemlerinin kararlılıkla devam edeceğini aktardı.
 
‘Bakımevindeki tablo tam anlamıyla vahşettir’
 
Ardından konuşan DBP Êlîh İl Eşbaşkanı Resul Çetin, devlete emanet edilen insanların işkence ve istismara maruz bırakıldığını belirterek, “Bugün Batman Adliyesi önünde toplanmamızın nedeni, bir bakım evinde yaşandığı iddia edilen taciz, işkence ve cinsel istismar vakalarına karşı ses çıkarmaktır. Yargıya intikal etmiş olan bu dosya elbette adli mercilerin önündedir. Ancak şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler ve basına yansıyan kısmıyla dahi karşımızdaki tablo tam anlamıyla vahşettir. Bakıma muhtaç, korunmaya ihtiyaç duyan ve kendisini devlete emanet eden insanlar; tacize, cinsel istismara ve işkenceye maruz bırakılmıştır. Bu iddiaların yalnızca yüzde biri bile, insan onurunun gerçekten korunduğu, yaşam hakkının ve insanlık değerlerinin esas alındığı bir ülkede yaşanmış olsaydı, yer yerinden oynardı. Çünkü insanın sırf insan olduğu için değer gördüğü, korunabildiği bir düzende böylesi bir vahşet karşısında sessiz kalınmazdı. Ne var ki bugün geldiğimiz noktada kulaklar sağır edilmiş, diller susturulmuştur. Toplumun vicdanını derinden yaralayan bu ağır iddialar karşısında gereken tepkinin ortaya konulmaması kabul edilemezdir” dedi.
 
‘Etkin soruşturma yürütülmedi’
 
Daha sonra konuşan Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Esra Çiçek Mercan, kurumların etkin soruşturma yürütmediğini ve gerekli önlemleri almadığının altını çizerek, “Asıl sorumluluğun Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde olduğu açıktır. Ancak görüyoruz ki bu kurumlar, burada etkin ve kapsamlı bir soruşturma yürütme sorumluluklarını yerine getirmemiş; yaşananlara ilişkin gerekli önlemleri almakta da yetersiz kalmıştır. Ortaya çıkan tablo, ihmali ve denetimsizliği açık biçimde gözler önüne sermektedir” ifadelerini kullandı.
 
‘Sessiz kalmak suça ortak olmaktır’
 
Ardından konuşan DEM Parti Amed Milletvekili Adalet Kaya, yaşanan sistematik işkence ve tecavüz zinciri karşısında susmanın suça ortak olduğunu vurgulayarak, “Devletin denetiminde bulunan özel bir bakım merkezinde, toplumun en savunmasız kesimlerinden olan, bakıma muhtaç ve korunması devletin sorumluluğunda bulunan yurttaşların işkenceye, sistematik tecavüze ve çok yönlü saldırılara maruz bırakıldığını öğrendik. Olayın açığa çıkmasının ve basına yansımasının ardından biliyoruz ki bu operasyon aslında uzun zaman önce gerçekleştirilmiş; 84 kişi gözaltına alınmış, 19 kişi ise tutuklanmıştır. Belki de sayı bundan daha fazladır. Ancak tüm bunların kamuoyundan gizlenmeye çalışıldığı görülmektedir. Neden? Böylesine ağır bir işkence ve sistematik tecavüz zinciri karşısında sessiz kalmak, suça ortak olmaktır” diye belirtti.
 
‘Kaderimizi devlet kurumlarının insafına bırakamayız’
 
Daha sonra konuşan TJA aktivisti Nur Aytemur, sürece ilişkin tüm kaygıların şeffaf biçimde giderilmesi ve kamuoyunun eksiksiz bilgilendirilmesi çağrısını yaptı. Nur Aytemur, sözlerine şöyle devam etti: “Artık kaderimizi devletin kurumlarının insafına bırakamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Bu nedenle tüm yetkilileri göreve çağırıyoruz. Sürece ilişkin tüm kaygılarımızın şeffaf bir biçimde giderilmesini, kamuoyunun eksiksiz biçimde bilgilendirilmesini istiyoruz. Bir kurumu denetlemeye gitmeden önce, rüşvet yoluyla önceden haber verildiğine ilişkin iddiaları okuduğumuzda ise insanlığımızdan utandık. Bu tablo yalnızca bir ihmal değil, aynı zamanda çürümüşlüğün ve cezasızlık düzeninin de göstergesidir. Umarız Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bu yaşananlardan utanç duyar ve sorumluluğunu üstlenir. Bizler, bu vahşetin üzerinin örtülmesine izin vermeyeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.”
 
‘Kadın özgürleştikçe toplum ilerler’
 
TJA Aktivisti Ayla Akat Ata ise kadınların dezavantajlı olmadığını, erkek egemen sistem tarafından dezavantajlı hale getirilmeye çalışıldığını dile getirdi. Ayla Akat Ata, “Kadınlar, bizzat devlet politikaları ve erkek egemen zihniyet eliyle dört duvar arasına hapsedilmek isteniyor. Evde, okulda, iş yerinde, sokakta, gözaltında ve cezaevinde; yaşamın her alanında kadınlar baskı, şiddet ve kuşatma politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Biz dezavantajlı değiliz; bizler, erkek egemen sistem tarafından dezavantajlı hale getirilmeye çalışılan kadınlarız. Erkek egemen zihniyet, hâkim olduğu her kurumda kadına ancak kendi denetimi altında, sınırlandırılmış ve kuşatılmış bir yaşam hakkı tanımak istiyor. Tam da bu nedenle kadına yönelik şiddet, bir toplumun ne kadar özgür, eşit ve ileriye dönük olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. Çünkü kadına yönelik şiddet ortadan kalktıkça, kadınlar özgürleştikçe, toplum da gerçek anlamda özgürleşebilir ve ilerleyebilir” diye konuştu.
 
‘Bu karartma düzeni kabul edilemez’
 
Açıklamada son olarak konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Êlîh milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, bu olay karşısında sessizlik ve yayın yasağıyla hareket edilmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Ben bir hukukçuyum; aramızda da çok sayıda hukukçu var. Yüzlerce dosyada avukatlık yapmış insanlar olarak şunu çok iyi biliyoruz: Bu ülkede solcular, Kürtler ya da muhalifler hakkında bir soruşturma yürütüldüğünde, daha avukatlar dosyaya erişmeden ifadeler ve soruşturma bilgileri iktidara yakın televizyon kanallarında ve basın organlarında sayfalarca yayımlanabiliyor. Çünkü bu, iktidarın işine geliyor. Nitekim iktidar, kendi lehine gördüğü her konuda — son dönemde belediyelere yönelik operasyonlarda olduğu gibi  soruşturmalara dair her türlü bilginin yandaş medya aracılığıyla servis edilmesine göz yumuyor, hatta buna alan açıyor. Peki, söz konusu olan kimsesizlerin kimsesi olmakla övünen devletin kendi denetimi ve gözetimi altında yaşanan, açıkça bir insanlık suçu niteliği taşıyan bu olaylar olduğunda ne yapılıyor? İlk yapılan şey sessizlik, suskunluk ve yayın yasağı oluyor. İşte bunu kabul etmiyoruz; bu karartma düzeni kabul edilemez."
 
Nöbet eylemi “Jın Jiyan Azadî”, “Batman susma hesabını sor”, “hakikatler karanlıkta kalmayacak” sloganları atıldı.
 
Nöbet eylemi yarın saat 15.00’da Adliye önünde 3’üncü gününde devam edecek.