KESK 3’üncü Kadın Kurultayı'nı gerçekleştiriyor
- 14:08 4 Eylül 2026
- Güncel
ANKARA - KESK 3’üncü Kadın Kurultayı'nı gerçekleştiriyor. Üç gün sürecek olan kurultayda konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “Kadınların savaş karşısında barışa sahip çıkacak öncüler olacak" dedi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 3’üncü Kadın Kurultayı’nı “Mirasımız direniş, sözümüz mücadele” şiarıyla Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde bulunan bir otelde gerçekleştiriyor. Kurultaya uluslararası sendikaların üyeleri ve temsilcileri, sivil toplum örgütleri ile siyasi partilerin temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kadın katıldı.
Kurultay öncesinde otelin terasında bir araya gelen kadınlar, halay çekerek “Jin, jiyan, azadî” sloganları attı. Kurultay, üç gün boyunca devam edecek.
Kurutayın ilk gününde açılış konuşmasını, KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz yaptı.
Mücadelelerini emekçi kadınların mücadele mirası üzerinden sürdürdüklerini belirten Sevgi Yılmaz, şunları söyledi: “Bizim mirasımızda Rosa Luxemburg, Jîna Emînî, direnen Kürt kadınları ve sermaye sistemine karşı mücadele eden emekçi kadınlar var. Bugün tek adam ve sermaye düzenine karşı emekçi kadınların ortak mücadele kararlılığını bir kez daha ilan ediyoruz” dedi.
Kurultay, emek ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Ardından divan seçimi gerçekleştirildi. Divan seçiminin ardından KESK’li kadınların mücadelesini anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı. Kurultay, sinevizyon gösteriminin ardından konuşmalarla devam etti. Birçok kadın sendika temsilcisi de kurultaya video mesaj gönderdi.
‘KESK yalnızca emekçi sendikası olmadı’
KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher ilk olarak söz aldı. KESK Kadın Kurultayı’nın tarihini anlatarak konuşmasına başlayan Döne Gevher, “İlk kadın kurultayımız, ‘Kamu emekçilerinin mücadelesinde hep var olan kadınların ilk yazılı belgesini tarihin sayfasına geçiriyoruz’ denilerek sunulmuştu. 98’de, çalışma yaşamında ve örgütlü zeminlerde karşılaştığımız eşitsizlikleri sendikaların gündemi hâline getirmeyi hedeflemiştik. İş yerlerinde karşılaştığımız emek sömürüsünü, kadınların sendikal mücadeledeki yerini, sendikalaşmanın önündeki engelleri ve sendikalarda kadın temsilini tartışmıştık. KESK’li kadınlar olarak, birlikteliğimizden doğan güçle sözümüzü örgütlediğimiz ve hayatı değiştirme kararlılığımızı açığa çıkardığımız ikinci kurultayımızı 2004’te gerçekleştirdik. Biz KESK’i tarif ederken hep şöyle deriz: KESK sadece emekçilerin özlük haklarıyla ilgili bir örgütlenme değildir. KESK, ülkenin tüm sorunları karşısında toplumun ihtiyaçlarını tespit eden, bunun üzerinden tartışmalar yürüten, ittifaklar kuran ve emek ve demokrasi platformlarıyla birlikte mücadeleyi büyüten bir örgütlenmedir” diye belirtti.
Kadın işsizliği, katliamlar ve cezasızlık
Döne Gevher, “3’üncü Kadın Kurultayı’mızı, kadına yönelik şiddetin kol gezdiği, kadın katliamlarının artık ‘her gün yaşanıyor’ sözünün dahi yetersiz kalacağı kadar arttığı ve bir kısmının faillerinin bilinmediği, faili meçhul cinayetlere dönüştüğü bir dönemde gerçekleştiriyoruz. Kurultayımızı, iktidarın yargı paketleri yoluyla nefreti körüklediği ve LGBT düşmanlığının artırıldığı koşullarda yapıyoruz. 2004’ten bugüne geçen 22 yılda, AKP iktidarı boyunca, yasalar ve fiilî uygulamalarla emeği yeniden konumlandıran ve biçimlendiren, güvencesiz ve esnek çalışmayı kural hâline getiren uygulamalarla karşı karşıya kalan emekçi kadınlar olarak bu kurultaya gidiyoruz. Güvencesizlik bir politika hâline getirildi. Yoksulluk tüm topluma yayıldı. Raporlar, çalışma çağındaki 33 milyon kadının yüzde 64’ünün iş gücünün tamamen dışında olduğunu söylüyor. Çalışma yaşamında yer alan kadınların da her 10’undan 3’ü kayıt dışı çalışıyor. Tüm bu verilere rağmen hükümet, istihdamdaki eşitsizlikleri gidermeye yönelik politikalar üretmiyor” ifadelerini kullandı.
‘Sözümüzü çoğaltarak güçlü biçimde geleceğe taşıyacağız’
Döne Gevher şöyle devam etti: “Üç gün boyunca beş ana başlık altında kadın emeğini, görünmeyen emeğimizi ve kadına yönelik şiddeti konuşacağız. Savaşın ve barışın kadınların hayatındaki karşılığını, ekolojik krizi, sanatın ve kültürün özgürleştirme olanaklarını, sendikal mücadeleyi ve sendikalarda kadın olarak var olma deneyimlerimizi paylaşacağız. Bu kurultayla geleceğe dair mücadelemizin yol haritasını oluşturacağız. Mirasımız itaat değil, direniş. Sözümüz eşitlik ve özgürlük. Bu kurultaydan mücadele kararlılığıyla çıkacağız. Biz hem geçmişi hem geleceği taşıyoruz. İkisini birden omuzlarımızda, yüreğimizde ve hafızamızda tutuyoruz. Buradan sözümüzü çoğaltarak, birbirimizden öğrenerek ve mücadelemizi daha güçlü biçimde geleceğe taşıyacağımız bir programla çıkacağımıza inanıyorum.”
‘Kadın gündemi hepimizin ortak gündemi’
Ardından KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak söz aldı. Devraldıkları mirasta büyük bir direniş ve mücadele olduğunu söyleyen Ayfer Koçak, “Bizler her zaman şunu söyledik: Kadınlar hayatın her alanında üretiyorlar, yaşamı üretiyorlar. Kendi kurduğumuz hanelerde de yeni hayatlar üretmeye ve büyütmeye çalıştık. Hastanelerde, okullarda ve iş yerlerinde yaşamı tekrar tekrar üretmeye çalıştık. Biz yaşamı ürettiğimiz her yerde sistemin de erkekliği tekrar tekrar ürettiğini gördük. Erkekliğin kadına yönelik saldırganlığını gördük. İşte tam da bu noktada, sendikalarda hayatı yeniden üretmeye ve mücadeleyle emeğimizi özgürleştirmeye çalışırken sistemin yeniden erkekliği üretmesine izin vermemek, arkadaşlarımızın başlangıçtaki mücadele azmiydi. Sendikal kadın örgütlerinin güçlendirilmesine ilişkin tartışmalarda hepimizin siyasete, emeğe, sınıfa ve topluma dair farklı değerlendirme ve yaklaşım biçimleri oldu. Ama elbette ortak değerlerimiz de çoktu. Bir şey daha vardı: Kadınlar kendi siyasetlerinin içerisinde de özgün bir örgütlülüğe ihtiyaç duyuyorlardı. Çünkü kadın gündeminin hepimizin ortak gündemi olması çok yapıcıydı” sözlerini kullandı.
Kadın özgürlüğü
Ayfer Koçak, “Sistemin kadını bu kadar çok hedefine almasının çok anlaşılır bir nedeni var. Çünkü kadının özgürleşmesi, toplumu bir bütün hâlinde özgürleştirme ihtimalini içinde barındırıyor. Kadının özgürleşmesi en küçük hücreye kadar sirayet edebiliyor. Sistem de tam olarak kadını baskılayarak, biat ettirerek ve özgürlüklerini elinden alarak toplumu bir bütün hâlinde suskunluğa ve biata zorluyor. Bugün kadınların kazanmış olduğu hakların saldırılarla karşı karşıya kalmasıyla emek alanının bu kadar saldırgan bir süreç yaşıyor olmasının aynı döneme denk gelmesi hiç de tesadüf değil. Susturulan, biat ettirilen, sorgulamayan ve rekabet ilişkisinin merkezine konulmuş emek ve toplum çok daha rahat idare edilebiliyor. Sermaye ve sistemin temsilcileri açısından dikensiz bir gül bahçesine dönüşüyor. Bunun karşısında, bu çarkın içindeki çakıl taşları olmaya devam ediyoruz” diye belirtti.
‘Kadınlar en zor koşullarda toplumun öncülüğünü yürütüyor’
Dünyanın farklı coğrafyalarında kadınların yürüttüğü mücadelelere dikkat çeken Ayfer Koçak, savaş, yoksulluk ve otoriterleşmenin en ağır olduğu koşullarda kadınların toplumsal mücadelelere öncülük ettiğini söyledi. Ayfer Koçak, “Dünya genelinde; faşizmin yaşandığı, otoriterleşmenin zirve yaptığı, savaşın ve büyük yoksulluğun hüküm sürdüğü en zor koşullarda kadınlar topluma öncülük ediyor. Bugün Hindistan’dan Afganistan’a, İran’dan Suriye’ye kadınların verdiği büyük mücadele çok değerli. Verdikleri mücadele, yaşamları pahasına sürdürdükleri büyük bir mücadeledir. Benzer bir mücadeleyi kendi coğrafyamızda da yaşadık. 90’lı yılların en ağır koşullarında; köylerin boşaltıldığı, zorunlu göçün yaşandığı, faili meçhullerin her gün listeler hâlinde gazetelerde önümüze düştüğü bir dönemde kadınlar yan yana gelmeyi başardı. Bu coğrafyanın kadınları, 90’lı yıllarda çok güçlü birliktelikler ortaya çıkardı. O dönem beni en çok etkileyen sloganlardan biri olan ‘Ulusal, sınıfsal ve cinsel sömürüye hayır’ sloganını büyüttüler. Aynı şekilde ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganı da kadınların bu mücadelesinden çıktı ve bugün dünyaya mal oldu” dedi.
Barış Anneleri’nin mücadelesini örnek gösterdi
Konuşmasında Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen sürece de değinen Ayfer Koçak, çatışmaların durmasını önemli bulduklarını ancak demokratik çözüm konusunda atılması gereken adımlar bulunduğunu belirtti. Ayfer Koçak, “Bugün çok değerli gördüğüm ve çatışmaların durması noktasında önemsediğim bir sürecin içindeyiz. Ancak hâlâ Kürt sorununun demokratik çözümünün gerçekleşmediği koşullarda yaşıyoruz. Bugün bir çatışmasızlık süreci var ve bununla ilgili bir yasa Meclis’ten geçti. Bu çok değerli ancak söz konusu yasa henüz çok küçük bir adım. Çatışmasızlığı bir yere kadar götürebilir ancak çözümü henüz tartışamıyoruz bile. Bu mücadelenin içine ilk girdiğim yıllarda bir eyleme katılmıştım, hiç unutmam. LGBTİ+’lar da eylemin içindeydi. Polis saldırısı sırasında özellikle LGBTİ+’ların hedef alınması üzerine, beyaz tülbentli Barış Anneleri’nin nasıl onların önüne geçtiğini ve o çocukları aralarına aldığını hiç unutmam. İşte o anneler, kadınların barışa nasıl sahip çıkacaklarını ve yeni hayatı nasıl kuracaklarını anlatıyorlardı. Birbirlerini nasıl kucaklayacaklarını anlatıyorlardı. Bugün yine bunu anlatmaya çalışıyorlar ancak büyük bir acıyla baş başalar. Son haftalarda, uzun süredir açıklanamayan çocuklarının ölüm haberlerini alıyorlar. Taziye çadırları kuruluyor ve neredeyse her ilde kurulmaya devam ediyor. Ben iki gün önce Cizre’deydim. Bir anneyle konuştuğumda, ‘Barış ihtimalini duyduğum günden beri, yani iki yıldır çocuğumun gelmesini bekliyordum. Çeyizini hazırladım, onu görmek için kıyafetler hazırladım. Ama üç gün önce gelip bana çocuğumu kaybettiğim bilgisini verdiler’ dedi. Yüreğinin nasıl yandığını gördüm. Savaş karşısında barışa sahip çıkacak öncülerin kadınlar olacağını düşünüyorum” diye konuştu.







