‘Kürt sorunu topyekun demokratikleşmeyle çözülür’

  • 09:08 15 Eylül 2026
  • Güncel
 
Beritan Tunç 
 
İZMİR- İzmir’de 27 çağrıcının düzenlediği “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin ve Toplumun Demokratik Dönüşümü” konferansına katılan kadınlar Kürt sorununun topyekun bir demokratikleşme ile çözülebileceğinin altını çizerek, “Kadınlar ikinci Cumhuriyet’in öznesi ve öncüsü olmak durumundadırlar” dedi.
 
Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girilirken, yüz yıllık Cumhuriyet deneyiminin demokratikleşme açısından yarattığı sorunlar ve bu sorunların aşılması için nasıl bir toplumsal ve siyasal dönüşüme ihtiyaç duyulduğu tartışılmaya devam ediyor. Bu tartışmalardan biri de İzmir’de 27 çağrıcının düzenlediği “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin ve Toplumun Demokratik Dönüşümü” konferansında yürütüldü.
 
Konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Aslıhan Aykaç Yanardağ,  Prof. Dr. Hayriye Özen ve Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Ardıl Çeşme, demokratikleşmenin yalnızca siyasi mekanizmalarla sınırlı tutulamayacağını ifade ederek, toplumsal yaşamın tüm alanlarına yayılan, kadınların ve farklı toplumsal kesimlerin özne olduğu bir demokratik dönüşümün gerekliliğini vurguladı.
 
‘Demokrasi sadece siyasi partilere indirgenmemeli’
 
Demokrasinin sadece siyasi mekanizmalarla sınırlı kalmasının temel bir sorun olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aslıhan Aykaç Yanardağ, “Halka, tabana yayılmaması ve gündelik hayatın içindeki diğer pratiklere, ekonomik ilişkilere, kent dinamiklerine çok fazla yansımamış olması olarak görüyorum bunu. Sadece siyasi partilere ve seçimlere indirgenmiş bir demokrasi anlayışının da toplumu temsil etme açısından bazı sorunlar yarattığını düşünüyorum. Bundan sonraki süreçte de asıl değişmesi gerekenin daha katılımcı, müzakereci, farklılıkları tanıyan ve kapsayan bir yaklaşım, bir demokrasi yaklaşımı olması gerektiğini düşünüyorum. Toplumsal tepkileri toplaması açısından ve bunlara bir ses vermesi açısından önemlidir. Ama daha katılımcı bir mekanizmanın, yereli daha fazla kapsayan bir alan açılmasını bekliyorum. Toplumun farklı kesimlerini, hem sınıfsal hem kültürel anlamda farklı kesimlerini kapsayan açılımlar gerçekleşmesi iyi olur” dedi.
 
‘Kadınları her alanda görmek istiyoruz’
 
Yerel yönetimlerde ve kent düzeyinde daha fazla demokrasi pratiklerinin açılması gerektiğini kaydeden Aslıhan Aykaç Yanardağ, mahalle düzeyinde, ilçeler düzeyinde ve büyük şehirler düzeyinde üç katmanlı bir yapı gözlemlendiğini ifade etti.  Aslıhan Aykaç Yanardağ, “Eğer metropol ilçelerde değilseniz, kırsal ilçelerde veya dışarıdaki ilçelerde meselelerin, çıkarların merkeze taşınmasında bir yavaşlık var, bir aksaklık var. Bu tür bürokratik engellerin, bürokratik kademelerin kolaylaştırılması gerektiğini düşünüyorum. Kadınların siyasete ve ekonomiye katılımı çok önemli. Her ikisini de Türkiye oldukça geriden takip ediyor. Yani siyasi katılım dediğimizde sadece bunu milletvekili sayısı, muhtar sayısı veya işte yerel yönetimlerdeki belediye başkanı sayısıyla düşünmemek gerekiyor. Bunların karar alma süreçlerine ne kadar etki ettikleri önemli. Bunu ne kadar yansıtabiliyoruz? Ben bundan emin değilim. İş gücüne katılım açısından baktığımızda, Türkiye hala yüzde 30'lar seviyesinde kadınlar açısından. Bu çok düşük. Hem ülkenin genel kalkınmasını engelleyen şeylerden bir tanesi, hem de kadınların refahını ve kadınların özgürleşmesini engelleyen unsurlardan bir tanesi. Dolayısıyla biz kadınları daha fazla siyasi alanda, kamusal alanda ve ekonomik alanda görmek istiyoruz” diye konuştu.
 
‘Kürt sorunu ancak topyekun bir demokratikleşme ile çözülebilir’
 
Barışın, kalıcılaşmasını öncelikle toplumun kabul etmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Hayriye Özen ise zihniyet dönüşümünü oluşturmanın kolay olmadığını belirtti.  Ortak yaşamı öne çıkaran, ortak yaşamın avantajlarını, birlikte yaşamayı teşvik eden pratikleri geliştiren bir dile ihtiyaç olduğunu ifade eden Hayriye Özen, “Bunun eğitim sürecine entegre edilmesi gerekiyor. Böyle bir dilin ya da böyle pratiklerin mesela Kürtlerin yaşam biçimi, kültürel pratikleri bunları daha çok toplumun geri kalanına da tanıtacak, onların toplumun geri kalanının anlamasını sağlayacak birtakım girişimlere ihtiyaç var. Bu uzun soluklu bir mücadele. Bugünden yarına olmaz. Ama kararlı bir şekilde aslında bu tür pratiklere, böyle bir dile başvurulup kararlı bir şekilde devam ettirilirse ben bundan kesinlikle sonuç alınacağını düşünüyorum. Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümü sadece Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümü diye bir gelişme bence olmaz. Bu mümkün değil. Topyekun bir demokratikleşme gerekiyor. Aslında baktığımızda, Cumhuriyet tarihine baktığımızda, demokratikleşmenin önündeki en önemli engel de demek istemiyorum ama demokratikleşmeyi zorlaştıran şey aslında Kürt meselesi oldu. Yani toplumun bir bölümünün kendi pratiklerini, dilini, kimliğini kullanamaması, bunu hep baskı altında tutmak, işte önce inkar etmek, sonra baskı altında tutmak vesaire... Bunu yaptığınız zaman toplumun topyekun demokratikleşmesi mümkün değil. Dolayısıyla topyekun bir demokratikleşme ile ancak Kürt sorunu da demokratikleşecek ve böyle çözülecek” sözlerini kullandı.
 
‘Hukukun üstünlüğü tesis edilmeli’
 
Demokratikleşmenin kalıcı hale gelmesinin önemine değinen Hayriye Özen, anayasa değişikliği gerekeceğini söyleyerek, “Hukukun üstünlüğünü kesinlikle tesis etmek gerekir. Anadil kullanımını kesinlikle bir şekilde entegre etmek gerekir. Bu hakkı tanımak gerekir. ‘Bu hakların bir kısmını tanıyalım da bir kısmını tanımayalım’ diyerek olmaz. Çok fazla hak tanımayalım vesaire şeklinde bu gitmez. Eğer tam bir demokratikleşme ile hem Kürtlerin hem diğer toplumsal grupların, Alevilerin, Romanların haklarını tanımak, kimliklerine saygı göstermek, bütün bunlar aslında genel olarak kişisel hak ve özgürlükleri genişletmek ve bunu da hukukun üstünlüğü çerçevesinde korumaya almakla mümkün. Kadınların bu süreçte yer alması çok önemli çünkü demokratikleşme dediğimizde aslında az önce de dediğim gibi topyekun bir demokratikleşmeden bahsediyoruz. ‘Bazı toplumsal gruplar daha dezavantajlı konumda kalsın da biz şu tarafı demokratikleştirelim’ gibi bir şey olmaz. Hak ve özgürlükleri genişlettiğinizde toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikleri giderecek önlemler almanız ya da farklı cinsel yönelimlere saygı duymanız, haklarını tanımanız, bütün bunlar demokratikleşmeyi oluşturur” dedi.
 
‘Demokratikleşme sürecini toplum sahiplenmeli’
 
Kadınların demokratikleşme süreçlerinde özne olmasının önemli olduğunu kaydeden Hayriye Özen, “Kürt siyasal hareketi içerisinde kadınların zaten aktif olduğunu biliyoruz. Ama genel olarak belki Kürt siyasal hareketi dışındaki Kürt kadınının ya da işte diğer kadınların bu süreci sahiplenmesi son derece önemli. Çünkü kadınların da artık bu ülkenin siyasetinde söz sahibi olmaları gerekiyor. Bence zaten kadınlar söz sahibi oldukça bu ülke demokratikleşecek. Bu konferanslar önemli. Bir kere şunu masaya yatırıyorlar; Cumhuriyetin demokratikleşme ile ilgili sorunları ne oldu? Hem tarihsel bir bakış açısıyla hem biraz daha günümüze odaklanarak ‘Neden Cumhuriyet aslında demokratikleşemedi? Ne gibi engeller var? Ve bu konuda ne gibi ümitler var? Neler yapılabilir? Hâlihazırdaki mücadeleler ne kadar buna katkıda bulunuyor ya da işte ne gibi sınırlarla karşılaşıyor?’ soruları önemli. Bütün bunların masaya yatırılması son derece önemli. Demokratikleşme sürecini toplumun sahiplenmesi açısından son derece önemli” diye konuştu.
 
‘27 Şubat Kürt birliği açısından miladi bir tarihtir’
 
Cumhuriyetin kuruluş sürecinde dışlanan, inkar edilen ve yok sayılan kesimlerin ikinci Cumhuriyet sürecinde demokratikleşmenin öznesi olması gerektiğini vurgulayan TJA aktivisti Ardıl Çeşme ise Kürtler, kadınlar ve Aleviler başta olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimlerin demokratikleşme sürecine herhangi bir izin ya da davet beklemeden dahil olması gerektiğini dile getirdi. Ardıl Çeşme, “Dolayısıyla bunun için birilerinden izin istemeye, bir çağrı beklemeye, bir davet beklemeye ya da yasal olarak kabul edilmeyi beklemeye gerek yok. Bunun için mücadele gerekiyor. Birinci Cumhuriyet’te de olmuş olan aslında mücadeleydi. İkinci Cumhuriyet sürecini, demokratik siyasetin yöntemiyle, daha güçlü, katılımcı, her bir bireyin, her bir grubun, her bir kimliğin dahil olabileceği bir mücadele süreci olarak düşünmek gerekiyor. Çünkü Cumhuriyet kendini kurarken pek çok kesim dıştalanmıştı. En bilinenler de Kürt halkıydı. Dolayısıyla Kürt halkının Cumhuriyet'e gönüllü olarak, demokratik temellerde tekrardan katıldığı bir durum, ikinci Cumhuriyet dönemi demokratikleşecek olan bir süreçtir. Kürtler bu sürece kadar, yani 27 Şubat'a kadar, silahlı mücadele verdiler. 29’uncu isyan olarak biliniyor PKK'nin çıkışı. Dolayısıyla 27 Şubat'tan sonraki aşamada başlayan süreç, aynı zamanda silahlı mücadele döneminin bittiğini, demokratik siyasetin bir mücadele yöntemi olarak kabul görülmesinden kaynaklı olarak Kürt aklı, Kürt birliği açısından miladi bir tarihtir. Bu nedenle çok önemlidir” sözlerini kullandı.
 
‘Kadınlar özne ve öncü olmak durumundadır’
 
Kürt halkının Demokratik Cumhuriyet'in özneleri ve temel gücün ise kadınlar olacağını belirten Ardıl Çeşme, “Çünkü eril egemenlikli sistem kendini devlet olarak var ettiğinde, kadınların sömürüsü üzerinden, kadın katliamı üzerinden oluşmuş olan bir gerçekliktir. Dolayısıyla kadınların bu konudaki mücadele yeteneği, gücü, ortaya koydukları kazanımlar, başarılar, Rojava deneyimi çok bilinen bir örnektir. YPJ'nin bugün bu kadar baskıcı, problemli, DAİŞ sisteminin kendini var ettiği bir devlet sisteminden bahsediyoruz. YPJ bugün kendini orada kabul ettirebildi. Bu ise kadın mücadelesinin aslında ne kadar güçlü bir şekilde varlık gösterdiğinin ifadesi. Bu nedenle de kadınlar ikinci Cumhuriyet süreci içerisinde bunun öznesi ve bunun öncüsü olmak durumundadırlar. Sadece kadınlar değil, aynı zamanda gençler için de bu geçerli olan bir durumdur” dedi.
 
‘Demokrasi sokakta ve halkın içinde kurulmalı’
 
Demokratik Cumhuriyetin ancak kadınların, gençlerin ve tüm dışlanan kesimlerin birlikte sürece dahil olmasıyla inşa edilebileceğini kaydeden Ardıl Çeşme, demokratikleşme tartışmalarının salonlarla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Toplantıların yalnızca kapalı salonlarda yapılmaması gerektiğini belirten Ardıl Çeşme son olarak şunları söyledi: “Bu tarz toplantıların kapalı salonlarda değil, sokaklarda olması gerekiyor. Halkın içerisinde olması, yoksulun, öğrencilerin, kadınların, mültecilerin, yani ezilmiş, sömürülmüş ve bugün hala sesini duyuramamış olanların yanında olabilmesi gerekiyor ki bir sonuç alınabilsin. Yoksa sadece salonlarda olduğunda zaten salondakiler bir şekilde bir şeylerin farkında. Buna dahil olduklarını ifade ediyor. Aksine sokaklara çıkabilmesi ve sokaklarda bunların yapılabilmesi gerekiyor. Üstelik Ege gibi bir yerdeyiz. Yani Atina demokrasisinin hemen başucunda yer alıyoruz. Bundan kaynaklı agoraların aslında tekrardan faaliyete geçebilmesi gerekiyor.”