‘Kadın Adalet ve Hafıza Nöbeti’nde kadınların hikayesi okundu
- 13:39 6 Ekim 2026
- Güncel
AMED- Amed Şiddetle Mücadele Ağı, artan kadın katliamlarına karşı “Kadın Adalet ve Hafıza Nöbeti” başlattı. Nöbetin ilk haftasında katledilen kadınların hikayeleri okunurken, kadınlar, yaşam hakkının korunmasını, şüpheli ölümlerin etkin soruşturulmasını ve ihmali bulunan kamu görevlilerinin hesap vermesini talep etti.
Amed Şiddetle Mücadele Ağı tarafından, artan kadın katliamlarına karşı “Kadın Adalet ve Hafıza Nöbeti” başlatıldı. Diyarbakır Adliyesi önünde başlayan nöbette, “Kadınlar adalet ve hafıza nöbeti tutuyor” yazılı pankart ile katledilen kadınların fotoğrafı taşındı. Nöbete çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Nöbette açıklama metnini Avukat Cansel Talay okudu.
‘Kadınların sistematik hedef alınmasının adı kadın kırımıdır’
Cansel Talay, kadın katliamlarının sistematik boyuta ulaştığını belirterek, “Bir kadının yaşamı sonlandırıldığında, ondan yaşayabileceği bütün bir gelecek de alınır. Yaşayacağı yıllar, kuracağı cümleler, yürüyeceği yollar, gerçekleştireceği hayaller yarım bırakılır. Bu nedenle kadınların birer sayı, birer dosya numarası, gazete manşeti ya da istatistik olmadığını hatırlatıyoruz. Kadınların yaşamlarının sistematik biçimde sürekli hedef alınmasının adı kadın kırımıdır. Bu kırım; tarihsel-toplumsal değerlerin taşıyıcısı olan kadınların hakikatine, varoluşuna yönelmiş bir savaştır. Bu cinayetler münferit değil; patriyarkanın, cezasızlığın ve kadınların yaşamları üzerinde hak iddia eden erkek egemen düzenin sonucudur” dedi.
‘Hafıza, yalnızca hatırlamak değildir’
Soruşturmaların etkin yürütülmediğine dikkat çeken Cansel Talay, “Vurgulamak isteriz ki hafıza, yalnızca hatırlamak değildir. Aynı zamanda kadınların yaşam hakkını savunmanın, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve erkek şiddetini besleyen tüm yapılara itiraz etmenin bir yoludur. Çünkü talep ettiğimiz adalet yalnızca ölümden sonra verilecek bir hükümle sınırlı değildir. Daha kapsamlı ve girift bir meseledir. Biz kadınların yaşarken korunmasını, şiddet başvurularının devletin ilgili kurumları tarafından ciddiyetle değerlendirilmesini, şüpheli ölümlerin bütün yönleriyle etkili biçimde araştırılmasını ve koruma yükümlülüklerinin yerine getirilmesini istiyoruz. Şüpheli kadın ölümü, ölüm biçiminin adı değildir; soruşturma makamlarının gidermekle yükümlü olduğu şüphenin adıdır. Bir ölüm, bütün deliller toplanmadan intihar veya kaza olarak kabul edildiğinde şüphe giderilmiş olmaz; hakikat karanlıkta, sorumlular cezasız bırakılmış olur. Biz hakikatin karanlıkta bırakılmaması ve hiç kimsenin unutulmaması için buradayız” ifadelerini kullandı.
‘Yüzleşmek kadınların yaşam hakkına ilişkin sorumluluğu bugüne taşımaktır’
Cansel Talay, “Adalet ve Hafıza Nöbeti”nin ilk haftasında, 25 Eylül – 5 Ekim tarihleri arasında Türkiye’nin farklı kentlerinde yaşamını yitiren ve bilgilerine ulaşabildikleri kadınların hikayelerini ortak hafızalarına taşıdıklarını aktararak, “Aynı zamanda önceki tarihlerde, çoğu yaptıkları şikayetlere, talep ettikleri koruma tedbirlerine rağmen katledilen, ancak adalet arayışı devam eden, hukuki süreçlerinde yeni gelişmeler yaşanan kadınları da unutmuyoruz. Bu ilk nöbetimizde Diyarbakır’dan Ayfer Çakmak’ın, Kocaeli’den Fatma Çiğil’in, Sakarya’dan Betül Arık’ın ve Kütahya’dan Nalan Temelkıran’ın hikâyelerini anlatacağız. Ankara’da yaşamını yitiren Buse Akgün Gök’ü ve İzmir’de şüpheli ölümüne ilişkin soruşturması devam eden Dr. Özlem Gültekin Çelik’i, Bursa’da katledilen Gökçe Alkan’ı, Mardin’de şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Zekiye Can’ı da adalet ve hafıza nöbetimizin bir parçası olarak anacağız. Bu isimler, belirlediğimiz dönemde yaşamını yitiren bütün kadınların eksiksiz bir listesi değildir. Kamuoyuna yansıyan ve bilgilerine ulaşabildiğimiz dosyalardan oluşan, nöbet eylemimizin ilk kaydıdır. Biz biliyoruz ki kadınların yaşam hakkına ilişkin sorumluluğumuz, yalnızca ölümün gerçekleştiği haftayla sınırlı değildir. Bir kadının ölümünün üzerinden günler, aylar, hatta yıllar geçebilir. Ancak hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması talebi zamanın geçmesiyle ortadan kalkmaz. Çünkü bizim için hafıza, hatırlatmak, iz bırakmak ve unutturmamaktır. Adalet, vicdan ve hakikat arayışıdır, yüzleşmek ve kadınların yaşam hakkına ilişkin toplumsal sorumluluğu bugüne taşımaktır” şeklinde konuştu.
Cansel Talay, ardından katledilen kadınların hikayelerini okudu:
Ayfer Çakmak
“Ayfer Çakmak 32 yaşındaydı. Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde yaşıyordu. 25 Eylül 2026 tarihinde bir erkek tarafından ateşli ilahla öldürüldü. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, evden dışarı çıkmasına dahi izin verilmediği belirtilen Ayfer Çakmak’ın, öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında evli olduğu Osman Çakmak tutuklandı. Bugün Ayfer’in hikâyesini, yaşamını yitirdiği kentin adliyesi önünde anlatıyoruz. Kadınların yaşam hakkı kamusal alanlarda, evlerinde, işyerlerinde, aile ilişkilerinde ve hayatlarının her alanında güvence altında olmalıdır. Evlilik, hiçbir erkeğe bir kadının bedeni, iradesi veya yaşamı üzerinde tasarruf hakkı vermez. Biz bugün Ayfer’in ölümüne ilişkin maddi gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasını ve adli sürecin geçmiş şiddet döngüsü de araştırılarak etkili biçimde yürütülmesini talep ediyoruz. Ayfer’i yaşadığı kentte unutmayacağız. Onun adını, bütün kadınların özgür ve şiddetsiz yaşama hakkına ilişkin ortak hafızamızda taşıyacağız.
Fatma Çiğil
Fatma Çiğil 37 yaşındaydı. Kocaeli’nin Körfez ilçesinde yaşıyordu. 27 Eylül 2026 tarihinde, boşandığı İbrahim Çankaya’nın silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdiği basına yansıdı. İbrahim Çankaya şüpheli olarak yakalandı. Fatma’nın ölümüne ilişkin adli sürecin etkin bir soruşturma ile ve yine şiddetin geçmişi değerlendirilerek yürütülmesini talep ediyoruz. Bir kadın ayrıldığı, boşandığı, kendi hayatının öznesi olmak istediği için şiddetle karşılaşmamalıdır. Bu iradeye karşı gücünü ataerkiden alan erkek şiddetini kabul etmiyoruz. Fatma’yı kendi yaşamını belirleme hakkına sahip bir kadın olarak hatırlıyoruz.
Betül Arık
Betül Arık 50 yaşındaydı. Sakarya’nın Akyazı ilçesinde yaşıyordu. 5 Eylül tarihinde evli olduğu Ömer Arık isimli erkeğin bıçaklı saldırısında ağır yaralandı; 23 gün süren hastane tedavisinin ardından 28 Eylül’de yaşamını yitirdiği bildirildi. Şüpheli erkek, tutuklandı. 6 çocuk annesi Betül’ün hikâyesi, şiddetin münferit olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Kadınlara yönelik erkek şiddeti hem iktidar mekanizmaları, hem de yargısal kararlarla koruma altına alınıyor. Kadınların güvenli bir şekilde yaşama hakkını savunmak, şiddetin bütün biçimlerine karşı etkili önleme ve koruma mekanizmalarının işletilmesini istemektir. Betül’ün adını, adalet talebinde bulunan kadınların ortak hafızasında taşıyoruz.
Nalan Temelkıran
Nalan Temelkıran 51 yaşındaydı. İki çocuk annesiydi. Kütahya’da kendi hediyelik eşya dükkânını işletiyordu. 29 Eylül tarihinde iş yerinde uğradığı saldırı sonucu katledildi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, olayla ilgili Salih Topsakal isimli şüpheli yakalandı ve kasten öldürme suçlamasıyla tutuklandı. Nalan’ın hikayesini haberleştiren dile bakınca, kimi medyanın da şiddetin yeniden üretilmesindeki payını görüyoruz. Tüm toplumsal alanlarda ve medyada üretilen cinsiyetçi dili ve pratiği kabul etmiyoruz. Bugün onun adını anarken kadınların çalışma yaşamında, evlerinde ve sokaklarda güven içinde ve özgürce var olma hakkını da savunuyoruz. Nalan’ın adını unutmayacağız.
Buse Akgün Gök
Buse Akgün Gök 26 yaşındaydı. İki çocuk annesiydi. 17 Eylül tarihinde Ankara’nın Etimesgut ilçesinde, çocuğunu almak için gittiği okulda, boşanma aşamasında olduğu erkeğin saldırısına uğrayarak öldürüldü. Yedi gün süren hastane tedavisinin ardından 24 Eylül’de yaşamını yitirdi. Şüphelinin tutuklandığı bildirildi. Buse’nin ölümü, kadınların ayrılma ve boşanma süreçlerinde karşılaşabildiği şiddetin önlenmesine ilişkin sorumlulukları bir kez daha gündemimize taşıyor. Buse’nin adını bugün burada anarken, 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasının ülke genelinde bağlayıcı bir risk değerlendirme sistemine kavuşturulmasını, ölüm tehdidi, ayrılma veya boşanma süreci, ısrarlı takip, tedbir ihlali, çocuklara yönelik tehdit ve geçmiş şiddeti yüksek risk göstergesi olarak kabul edilmesini bir kez daha talep ediyoruz. Kadının yaşamını zamanında korumayan herkesin sorumluluğunu hatırlatıyoruz.
Özlem Gültekin
Özlem Gültekin 48 yaşındaydı. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanıydı. Boşanma aşamasındaydı. 14 Ağustos 2026 tarihinde İzmir’de yaşamını yitirdi. İlk etapta kalp krizi geçirdiği açıklanan ölümünün şüpheli bulunması üzerine adli soruşturma başlatıldı, otopsisinde yüksek dozda propofol (anestezi etken maddesi) tespiti yapıldı. 2 Ekim tarihinde soruşturma kapsamında beş şüphelinin gözaltına alındığı bildirildi. Özlem’in ölümüne ilişkin adli süreç devam ediyor. Şüpheli kadın ölümlerinde adalet talebi, herhangi bir ihtimali peşinen kabul etmek değil; bütün ihtimallerin bilimsel, bağımsız ve etkili bir soruşturmayla değerlendirilmesini istemektir. Şüphe, araştırmanın sonu değil, başlangıcı olmalıdır. Tekrar edelim ki, etkili ve toplumsal cinsiyetin eşitliğini ve özgürlüğünü esas alan soruşturma, delillerin zamanında toplanması, önceki şiddet öyküsünün araştırılması, ihmali bulunan kamu görevlilerinin hesap vermesi ve kadın örgütlerinin yargısal süreçlere katılımının kabul edilmesi adalet talebimizin ayrılmaz parçalarıdır. Özlem şahsında tüm şüpheli kadın ölümlerinin cezasızlığa mahkum edilmeden aydınlatılmasını talep ediyoruz. Özlem’in adını da hafızamıza taşıyoruz.
Zekiye Can
Zekiye Can 47 yaşındaydı. 1 Ekim 2026’da Kızıltepe’de yaşadığı evinde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Cenazesi ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla otopsiye gönderildi ve olay ‘şüpheli ölüm’ olarak soruşturulmaya başlandı. Zekiye gibi yüzlerce kadın ölümünde, halen soruşturma ve kovuşturmalarda hakikatin açığa çıkarılmasının beklendiğini biliyoruz. Bu nedenle şüpheli kadın ölümleri için toplumsal cinsiyet temelli, bağlayıcı bir soruşturma protokolü ve özel güvenceler oluşturulmalıdır. Cinayet ve intihara sürüklenme ihtimalleri dışlanmadan dosyalar kapanmamalıdır. Zekiye’nin adını unutturmayacağız.
Gökçe Alkan
Gökçe Alkan 18 yaşındaydı. Bursa’nın Karacabey ilçesinde yaşıyordu. Kamuoyuna yansıyan haberlere göre 3 Ekim 2026 tarihinde birlikte olduğu belirtilen Mustafa B., tarafından kesici aletle öldürüldü. Gökçe Alkan’ın katledilmesine ilişkin soruşturma başlatıldığı belirtildi ve şüphelinin gözaltına alındığı bildirildi. Gökçe’nin gencecik yaşamı üzerinde hak iddia eden patriyarkaya ve gücünü ondan alan erkek şiddetine artık yeter diyoruz. Bugün Gökçe’nin adını birlikte anıyor; ölümlerini birbirinden kopuk olaylar olarak görmeyi ve hakikatlerini birkaç satırlık haberlerin içinde kaybetmeyi reddediyoruz.”
‘Katledilen kadınların isimlerini ortak hafızada yaşatacağız’
Cansel Talay, farklı kentlerde katledilen kadınların isimlerini ortak hafızada yaşatacaklarını belirterek, kadınların eşit, özgür ve güvenli bir yaşam sürmesi gerektiğini vurguladı. Yalnızca faillerin cezalandırılmasıyla sınırlı bir adalet anlayışını kabul etmediklerini ifade eden Cansel Talay, şiddet riski bilindiği halde gerekli önlemleri almayan kamu görevlilerinin de hesap vermesi gerektiğini söyledi. Kadınların ölümünün yalnızca dosya ve sayılardan ibaret olmadığını belirten Cansel Talay, şüpheli ölümlerin etkin soruşturulmasını, koruyucu-önleyici mekanizmaların eksiksiz uygulanmasını ve ihmali bulunanların sorumluluğunun açığa çıkarılmasını talep etti. Kadın cinayetleri sona erene kadar mücadele ve hafıza nöbetlerini sürdüreceklerini ifade etti.







