İGK kararlarına Adalet Bakanlığı önünden tepki
- 15:44 6 Ekim 2026
- Güncel
ANKARA - Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde kadın siyasi tutsakların tahliyelerinin İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla ertelenmesine karşı yapılan eylemde İGK’lerin kendilerini yargı mekanizması yerine koyduğu belirtilerek, tepki gösterildi.
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) öncülüğünde, İdare ve Gözlem Kurulu (İGK) kararlarıyla siyasi tutsakların tahliyelerinin engellenmesine karşı her hafta düzenli olarak yapılacak eylem için Adalet Bakanlığı önünde basın açıklaması yapıldı. Çok sayıda kişinin katıldığı açıklamada, “Siyasi tutsakların tahliyelerinin engellenmesine Karşı Nöbetteyiz” pankartı açıldı.
Açıklamayı ÖHD Cezaevi Komisyonu üyesi Berfin Babaoğlu yaptı.
Barış ve demokratik siyasetten bahsedilirken bunun somut karşılığının cezaevlerine yansıması gerektiğini belirten Berfin Babaoğlu, “Bugün arkadaşlarımızın yanında, tahliyelerini karşılamak için olmamız gerekirken hala cezaevi kapılarında bekliyoruz. Yıllardır cezaevinde bulunan, mahkemeler tarafından verilen hukuksuz cezalarının infazını tamamlayan kadın tutsakların özgürlüğü, bu kez İdare ve Gözlem Kurullarının kararlarıyla erteleniyor. Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde kadın tutsakların tahliyelerinin defalarca ertelenmesi artık münferit bir uygulama olmaktan çıkmıştır. Aynı gerekçelerin tekrar tekrar kullanılması, tahliye tarihleri gelen insanların yeniden cezaevinde tutulması, infaz hukukunun amacından uzaklaştırıldığını göstermektedir. Bir insanın cezası mahkeme tarafından belirlenir. İnfaz süreci, bu cezanın keyfi biçimde uzatılmasının aracı haline getirilemez” dedi.
‘Süreç cezaevlerinden bağımsız düşünülemez’
“Burada asıl mesele şudur: İnsanlardan özgür kalabilmek için düşüncelerinden vazgeçmeleri mi beklenmektedir?” diye soran Berfin Babaoğlu, “Eğer bir tutsak yıllarca hapishanede tutulduktan sonra hala politik kimliği, geçmişteki sözleri, düşünceleri veya mücadele içindeki tutumu üzerinden değerlendiriliyorsa, burada infazdan değil, devam eden bir siyasi cezalandırmadan söz etmek gerekir. Kadın tutsaklar açısından ise bu durum daha ağır bir anlam taşımaktadır. Kadınların yalnızca cezalarını tamamlamaları değil, aynı zamanda devletin kabul edeceği bir ‘uyum’ biçimine girmeleri beklenmektedir. Bu anlayış, özgürlüğü bir hak olmaktan çıkarıp bir tür ödüle dönüştürmektedir. Bugün ülkenin önünde barış ve demokratik çözüm konusunda yeni bir imkan tartışılıyorsa, bu imkanın cezaevlerindeki uygulamalardan bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Barış, yalnızca çatışmaların sona ermesi değildir. Barış; insanların düşünceleri nedeniyle cezalandırılmadığı, siyasal kimlikleri nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılmadığı, hukukun kişiye ve düşüncesine göre değişmediği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır” diye belirtti.
‘Mücadelemiz sürecek’
Bir taraftan demokratik toplumdan ve barıştan söz edip diğer taraftan yıllardır hapishanede bulunan tutsakların tahliyelerini sürekli ertelemek, toplumsal güveni zedelediğini belirten Berfin Babaoğlu şöyle devam etti: “Biz kez daha Adalet Bakanlığı’na açık bir çağrı yapıyoruz: Sincan başta olmak üzere cezaevlerinde tahliye koşullarını karşılayan insanların özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalıdır. İdare ve Gözlem Kurullarının, mahkemelerin verdiği kararların sonuçlarını etkisizleştiren bir mekanizmaya dönüşmesine izin verilmemelidir. Politik tutsakların düşünceleri ve kimlikleri cezalandırmanın devamı haline getirilmemelidir. Kadın tutsakların tahliyelerinin tekrar tekrar ertelenmesine son verilmelidir. Cezaevlerindeki uygulamalar, şeffaf ve hukuki denetime açık hale getirilmelidir. Ve en önemlisi; barış ve demokratik toplum hedefleniyorsa, cezaevleri bu hedefin önündeki engellerden biri olmaktan çıkarılmalıdır. Arkadaşlarımız özgürleşmeden, cezaevlerindeki hukuksuz uygulamalar sona ermeden ve insanların düşünceleri nedeniyle cezalandırılmadığı bir düzen kurulmadan mücadelemiz bitmeyecek.”







