Çocuklar okulda güvende değil: Şiddeti yaratan düzen sorgulanmalı
- 09:03 11 Ekim 2026
- Güncel
Rojin Abay
İSTANBUL - İstanbul Başakşehir'de bir öğrencinin yaşamını yitirdiği, 7 öğrencinin yaralandığı okul saldırısından sonra veliler eğitimciler, çocukları korumak yerine saldırıların ardından polis tedbirlerine başvuran iktidarın sorumluluk alması gerektiğini belirterek, çocukları şiddete sürükleyen koşulların ortadan kaldırılması için kalıcı çözümler çağrısında bulundu.
İstanbul’un Başakşehir ilçesinde bulunan Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda bir öğrencinin yaşamını yitirdiği, 7 öğrencinin ise yaralandığı saldırılarının ardından okullardaki güvenlik tartışmaları yeniden gündeme geldi. Riha ve Mereş’teki okullara yönelik saldırıların üzerinden çok geçmeden yeni eğitim öğretim yılının yeni başlamasıyla birlikte yaşanan bu olaylar, velilerin endişelerini daha da artırdı. Saldırıların ardından ajansımıza konuşan veliler ve eğitimciler çocukların en güvende olması gereken okulda güvende olmadığını belirterek, önce çocukları şiddete sürükleyen koşullar için yetkililere kalıcı çözüm çağrısında bulundu.
'Okullar da evler de güvensiz hale getirildi'
Okullardaki güvenlik ve toplumsal şiddete değinen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu(KCDP) üyesi ve 3 çocuk annesi Tuba Nil Erbab, çocukların en güvenli olması gereken alanlarda bile tehdit altında olduğunu belirtti. Tuba Nil Erbab,"Güvenlik görevlisi olsa dahi o çocuk belinde silahla okulun bahçesine dalıp bir cana kıyabiliyor veya şiddete maruz kalabiliyorlar. Sadece silahla da değil, okulun içinde ve dışında yaşanan zorbalıklardan dolayı çocuğumun güvende olduğunu düşünmüyorum. En güvenli yer okulu ve evi olması gerekirken, maalesef toplumsal bir çürümenin içindeyiz" şeklinde konuştu.
'Mafyatik ilişkiler ve çeteleşme kültürü özendiriliyor'
Çeteleşmenin ve mafya kültürünün televizyon ve dijital medya aracılığıyla meşrulaştırılmasına tepki gösteren Tuba Nil Erbab, şöyle konuştu: "Kadın şiddet görmüş. Sosyal medyada bunu paylaşıyor. Altına ismini vermeyeceğim bir mafya babasını etiketleyip 'buna sen el at' diyorlar. Devletten bir şey gelmeyeceğini herkes mi kabullendi? Mafyadan umut eder hale geldik maalesef. Böyle mafya babasını papatyalı bir figür olarak bizi televizyonlarda veya sosyal medyada bize pazarlıyorlar. Çocuklarımız da bunu buradan kapıyorlar aslında. Gazetecileri ve feministleri sansürleyeceklerine bu tür kişileri sansürlenmesi gerekiyor. Çocuklarımız daha çok televizyonlarda bunları görüyor."
'Sadece torbacı toplamakla önlem alınmaz'
Uyuşturucu çetelerinin okul kapılarına kadar inmesine karşı kalıcı politikalar uygulanması gerektiğinin altını çizen Tuba Nil Erbab,"Aslında uyuşturucunun ve silahın okulun kapısına gelmeden önce önlem alınması gerekiyor. Sokaktaki torbacıyı toplayarak benim çocuğumun okulun önüne gelmesini engelleyemezsin veya 17 yaşındaki bir çocuğun fuhuşa sürüklenmesini engelleyemezsin. 17 yaşındaki kız çocuğunun veya erkek çocuğunun silahlı ateşlerle birilerini yaralamasını aslında oraya gelmeden önce güvenlik güçlerinin ortaya çıkması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
'Arka mahallelere inerek mücadele gerek'
Tuğba Nil Erbab mücadele çağrısında bulunarak sözlerini şöyle tamamladı: “Sivil toplum örgütleriyle birlikte acil bir komisyon kurulmak zorunda. Siyasetçilerin sadece iki fotoğraf verip 'ailelerin yanındayız' demesiyle bu işler olmuyor. Hayat sadece Beyoğlu'nun ışıltılı meydanlarından ibaret değil; bir de bunların arka sokakları var. Takım elbiselerle, stilettolarla gezmek yerine o arka mahallelere inmek gerekiyor. Vali ya da kaymakam mahalledeki sokakları bilemez ama muhtarlar bilir. Muhtarlarla ve kadın örgütleriyle iş birliği yapıp ev ev ailelere ulaşmalıyız. Ötekileştirmeden, 'hepimiz anneyiz, babayız' diyerek kenetlenmeli, olaylar yaşanmadan önce elimizi taşın altına koymalıyız."
‘Çocukları korumak lütüf değil haktır’
KCDP İstanbul Temsilcisi ve bir çocuk annesi Reyhan Gençer ise, okullarda çocukların kendilerini güvende hissetmediğini belirterek, saldırıların ardından artırılan polis ve güvenlik önlemlerinin kalıcı çözüm olmadığını vurguladı. Çocukları şiddete sürükleyen koşulların ortadan kaldırılması gerektiğini de vurgulayan Reyhan Gençer şunları söyledi: “Çocukları korumak, güvence altına almak bir lütuf değil, haktır. Çocuk okula gittiğinde korku duymamalı. Orada özgür olmalı ve ben birey olarak benim çocuğumun başına acaba ne gelecek diye düşünmemeliyim. Çocuk da güvenli hissetmiyor. Polis koymak, istediğiniz kadar kolluk koymak geçici çözümdür. Uzun vadeli değildir. Derine inmek lazım. Genellikle saldırılar olduğu zaman bir yoğunlaşma oluyor. Bütün okullar rehberlik hocalarını getiriyorlar, toplantılar yapıyorlar. Emniyet daha fazla tedbir alıyor ama bu anlık çözüm. Yine başa dönüyoruz. Derine inmek lazım bizim bu sorunu çözmemiz için. Birkaç gün sonra olaydan sonra da kapatılıyor konu. Tekrar eski düzene dönüyor. Çocuk kendini tek başına koruyamaz. Aileler de bireysel olarak koruyamaz. Aslında burada hem aileye hem de okul yetkililerine hem de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sorumluluk düşüyor.”
‘Yusuf Tekin’in işi öğrencilerin güvenliğidir’
Çocukların şiddetle karşılaşmadan önce korunması gerektiğini dile getiren Reyhan Gençer, güvenlik politikalarının yanı sıra psikolojik destek ve koruyucu mekanizmaların oluşturulması çağrısını yaptı. Reyhan Gençer, “Güvenlik komisyonları kurulmalı. Çocuk şiddet görmeden önce önlemini alıp o şiddeti uzaklaştırmalı. Cinsel istismara uğradığında da o çocuğu psikolojik olarak nasıl, en rahat şekilde o psikolojisini nasıl düzeltebiliriz diye bir ortam kurulmalı. Aile Bakanlığı zaten biliyoruz. İşleri, güçleri, kadınlar evli kalsın, nafaka bitsin, nafaka verilmesin kadınlara. Onu zaten biliyoruz. Aile Bakanlığı ilgilenmiyor, yapmıyor işini. İşleri güçleri ataerkil sistemi desteklemek. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ne yapıyor desek o kadar şey sayarız ki ama hiçbiri de işe yaramıyor. Milli Eğitim Bakanı 3 ay boyunca kadınlar, öğretmen kadınlar ne giyecek, ne giymeyecek, etek boyuna kadar, kumaşın cinsine kadar karıştı. Satır satır hepsini liste olarak yazdı. Bunu Milli Eğitim Bakanı yaptı. Yusuf Tekin 3 ay boyunca kadınlar ne giyecek? diye düşünüp durdu” diye konuştu.
‘Eğitim bütün toplumdan bağımsız değil’
Eğitim Sen 7 No’lu Şube Eşbaşkanı Necla Taysun, okullarda yaşanan şiddetin toplumsal krizlerden bağımsız ele alınamayacağını işaret ederek, çocukların ekonomik ve sosyal sorunların etkisini taşıdığını söyledi. Eğitimin yalnızca sınav ve başarı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Necla Taysun, çocukların kendilerini ifade edebilecekleri alanların artırılması gerektiğini belirtti. Necla Taysun,“Eğitim bütün toplumdan bağımsız değil. Çocuklar sünger gibi bütün sorunları çekiyor. Aradaki ekonomik, sosyal krizlerin sonucu olarak bunlar başımıza geliyor. İlk başta kadın cinayetleriyle başladı. Bu sarmal sonra çocuklara ve çocukların çocuklara şiddetiyle devam ediyor. Bu anlamda bir an önce tedbir alınması lazım. Sadece eğitimi test üzerinden, yarışmacı bir anlayışla değerlendirirsek gerekli tedbirleri alamayız. Yeterince okullarda rehberlik hizmetleri, sosyal hizmetler yeterli değil. Onun dışında da resim, müzik, beden eğitimi gibi kendilerini ifade edebilecekleri alanlar gitgide daralıyor. Çocukların bir de kendi duygusal açlıklarını tamamlayabileceği alanları oluşturmamız lazım. Münferit olaylar olarak görmemek lazım. Toplumsal bir bunalımın göstergesi olarak değerlendirilirse sonuç da alınabilir” ifadelerini kullandı.
Kolektif mücadele hattı
Necla Taysun, çocukların korunması ve eğitim alanındaki sorunların çözümü için Milli Eğitim Bakanlığı’nın sendikalar ve sivil toplum örgütleriyle birlikte kolektif şekilde hareket etmesi gerektiği çağrısında bulunarak şunları belirtti: “Çocuklarımız çok özel. Onlar için bütün herkesin elini taşın altına koyması lazım. Başta Milli Eğitim Bakanlığı’nın bununla ilgili bütün STK’larla, eğitim alanında çalışan tüm sendikalarla işbirliği yaparak bunu çözmesi gerekiyor. Tek başına çözüm aramak yanlış olur.”
‘Çocuklardan fail ve mağdur yaratan sistemin kendisi’
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi Merve Özçakır ise, çocukların okulda yaşadığı şiddetin toplumdaki çoklu şiddet halinin bir yansıması olduğunu belirtti. Okul saldırıları ve şiddetin toplumda normalleştirildiğine dikkat çeken Merve Özçakır, öncelikle çocukların şiddete nasıl yöneldiğinin sorgulanması gerektiğini söyledi. Merve Çakır,“Bana kalırsa bu toplumun çoklu şiddet halinin bir sonucu, bir yansıması gibi. Çünkü çocukların en güvende olması gereken, koşup oynaması, bilimle, bilgiyle donatılmış olması gereken bir yerken bunun bir şiddet ortamına dönüşmüş olması, gördüklerini uyguladıkları bir hal gibi geliyor. Meclise bakıyorsunuz, Meclis’te kavga çocuk belki birçok yerde görüyor otobüste kavga, sokakta şiddet, aile içinde şiddet, dışarıda şiddet. Her yerde bir şiddet hali var. Ve maalesef normalleştirilmiş bir şiddet hali var” şeklinde ifade etti.
Merve Özçakır, çocukların maruz kaldığı ihmallerin araştırılması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Çocuktan bir fail, bir mağdur yaratan sistemin kendisi tek başına sosyal medya ya da bir televizyon kanalı olamaz. Burada çocuğun şiddete nasıl yönlendiği çok önemli. Çocuklar neyi eksik bıraktık ki o nedenle şiddete yönleniyor? Çocuklar nerede şiddet görüyor, nerede istismara uğruyor, nerede ihmal ediliyor da yaşadıkları o kırılgan hali bir şekilde şiddete dönüştürüyor? Bence önce bunu sorgulamak gerekiyor.”
‘Bu kadar bakan bir araya gelse ne değişir?’
Bakanlık arasındaki koordinasyon eksikliğinin çocukların eğitim, sağlık ve korunma haklarına erişimini etkilediğinin altını çizen Merve Özçakır, çocukların haklarına eşit şekilde erişemediğini vurguladı. Merve Özçakır,”Çocuklar eşit, erişilebilir şekilde ne öğrenim haklarını, ne eğitim haklarını, ne sağlık haklarını hiçbir şey alamıyor. Mesela ölen çocukların yasını tutuyorlar belki ama o yasın sonucu olarak hiçbir şekilde istifa etmek, bundan bir sorumluluğum var deyip o koltuktan kalkmak gereğini hissetmiyorlar. Bu riyakâr tutumlarla bu kadar bakan bir araya gelse ne değişir sizce? “diye sorarak, yetkililerin görevlerini yerine getirmesi çağrısında bulundu.
‘Güvende olması gereken yerlerde çocuklarımız ölüyor’
Veli Nazife Bayrak ise, çocukların yaşadığı şiddet olaylarına ilişkin tepki göstererek, yalnızca güvenlik tedbirleriyle çözüm sağlanmayacağını söyledi. Nazife Bayrak, sorunun uzmanlar ve sendikalarla birlikte ele alınması gerektiği çağrısında bulunarak şunları kaydetti: “Hakikaten çok öfkeliyiz. Artık her seferinde buraya gelip bu yaşanan olayları kınamaktan çok yorulduk. Çok ciddi anlamda etkileniyor toplum bundan. Buna mutlak bir çözüm üretmek gerekiyor. Her gün çocuklarımız ölüyor. En güvende olmaları gereken yerlerde çocuklarımız eğer katlediliyorsa burada güvenlik tedbirleriyle bu işin çözülemeyeceği kesinlikle uzmanlar aracılığıyla, sendikalar ortaklığıyla bir çözüm üretmek gerekiyor. Yoksullaşmanın, hukuksuzluğun, kadın cinayetlerinin, her gün yaşadığımız antidemokratik uygulamaların bu da bir parçası, sonucu. Toplumsal olarak bir çürümenin her yerden elimize geldiğini görüyoruz. Hiçbir değer yargısının kalmadığı, çocukların sanata, bilime ulaşamadığı, ailelerin ciddi anlamda yaşadıkları ekonomik kriz sonucu çocuklarıyla yeterince ilgilenememesi bir bütün olarak bu bir bütünün parçası. Öncelikle burada bilim emekçileriyle birlikte, öğretmenlerle, pedagoglarla bu şiddeti yaratan koşullar nelerdir, bunların sorgulanması gerekiyor. Bunların ortadan kaldırılması gerekiyor. Siz istediğiniz kadar güvenlik koyun. Çocuk o duruma nasıl geliyor? Temel olarak bu şiddeti ortaya çıkartan koşulların ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyorum.”







