Sebahat Tuncel: Konferans barışın toplumsallaşması için başlangıçtı
- 09:34 2 Kasım 2026
- Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız
ANKARA - 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen, “Kadınlar Yan Yana, Geleceği Konuşuyoruz” konferansının çağrıcılarından Sebahat Tuncel, konferansın farklı kadın mücadelelerini ortaklaştıran ve barışın toplumsallaşmasına katkı sunmayı amaçlayan bir başlangıç olduğunu söyledi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte Kürt sorununun demokratik çözümü ve kalıcı barışın toplumsallaşmasına yönelik tartışmalar sürerken, kadınlar da nasıl bir gelecek istediklerini konuşmak üzere “Kadınlar Yan Yana, Geleceği Konuşuyoruz” konferansında bir araya geldi. Konferansın ilk gününde “Özgürlükler, demokrasi, adalet ve eşit yurttaşlık” başlığı altında demokratik toplumun inşası tartışılırken, ikinci oturumda kapitalizm ve sömürüye karşı emek mücadelesi, üçüncü oturumda ise toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların özgürlük mücadelesi ele alındı.
Konferansın ikinci günü de barışın toplumsallaşması ve ortak mücadele olanaklarına ilişkin tartışmalarla devam etti. İkinci günün ilk oturumunda barışın siyasal sorumluluğu, demokratik çözüm, Meclis ve siyasi partilerin rolü tartışıldı. Ardından doğanın ve yaşamın özgürleştirilmesi ile barış ve adalet mücadelesi başlıklı forumlar gerçekleştirildi. Konferans boyunca farklı mücadele alanlarının ortak bir barış, demokrasi ve özgürlük perspektifinde buluşturulması öne çıktı.
Farklı toplumsal ve siyasal kesimlerden kadınların katılımıyla gerçekleşen konferansın çağrıcılarından Sebahat Tuncel, buluşmanın kadınların farklılıklarına rağmen ortak bir söz ve mücadele zemini oluşturma arayışının sonucu olduğunu belirtti. Sebahat Tuncel, konferansın hazırlık sürecinden tartışma başlıklarına kadar pek çok konuya dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Kadınlar olarak nasıl bir gelecek istediğimizi konuşmak istedik’
Konferansın, hazırlanma aşamasında birkaç başlıkla tartışıldığını paylaşan Sebahat Tuncel, bu tartışmalardan, kadınların yan yana gelmek istediği sonucunun çıkarıldığını belirtti. Kadınların yan yana gelerek barış ve gelecek hakkında söz kurmak istediklerini ifade eden Sebahat Tuncel, “Ama ayrı düştüğümüz, ortaklaşamadığımız noktalar var. İktidarın yürüttüğü politika nedeniyle mesafeli duranlar var. Aslında AKP karşıtlığının, süreç karşıtlığına dönüştüğü bir ortamda kadınlar olarak, şüpheyle yaklaşma halleri, bir şekilde yürüme konusundaki engeller olmasına rağmen ‘Yürümemiz de gerekir’ diyen kadınlar oldu. Yani bir kısım kadın aslında hâlâ o noktada yer almadı. Sürece yönelik eleştirileri, ‘AKP ile anlaşıyor musunuz? AKP ile bir anayasa mı yapacaksınız? Tayyip Erdoğan'ı yeniden mi Cumhurbaşkanı seçeceksiniz?’ gibi soruların sahibi olan kesimler, bu sorularından vazgeçmediler. Biz buna rağmen onları da davet ettik. Çünkü biz, nasıl bir gelecek istediğimizi kadınlar olarak konuşmak istiyoruz dedik. Tabii doğal olarak kadınların geleceği barışsız olmaz. Yani barışın da kalıcılaşması konusunda neler yapabiliriz konusunda bir çağrıcı grubumuz oldu. Çağrıcı grup, 21 Eylül'de bir basın toplantısıyla kendisini deklare etti” dedi.
‘Kolektif bir emeğin sonucuyla buraya geldik’
Konferansa hazırlık sürecinde her kesime ulaşmaya çalıştıklarını dile getiren Sebahat Tuncel, “Ulaşamadığımız kesimler oldu. Bu konuda eleştiriler geldi, biz bu eleştirileri haklı eleştiri olarak görüyoruz. Yeterince duyurma, ilgilenme konusunda bazı zayıflıklar oldu. Bu, gelen eleştiriler sonucunda ortaya çıktı. Bunu da pozitif olarak görüyoruz. Aslında birçok kadın bunun bir parçası olmak istiyor. Kayıt yaptıran kadınlar dört yüze yakın ama kayıt yaptırmadan da gelenler var. Biz bir kayıt formu açtık kaç kadın gelecek diye. Kadınların doğal olarak böyle bir ekonomisi de yok. Kadınlar dayanışmayla bir ekonomi geliştirdi. Yani gelmek isteyip de koşulu olmayan kadınlar, dayanışarak geldiler. Bütün bu emek sürecinde hem programın hazırlanması hem katılımcıların çağırılması hem de bu organizasyonun yapılması konusunda büyük bir emek var. Aslında kolektif bir emeğin sonucuyla buraya geldik. Esas itibariyle 80 kadının çağrısıyla bu konferans gelişmiş oldu” şeklinde konuştu.
‘Konferansta tartışılan konular, barış ekseninde konuşuldu’
Konferansın içeriğinde tartışılan konulara değinen Sebahat Tuncel, bu konuların daha çok barış ekseninde konuşulduğunu dile getirdi. Herkesin bir şekilde barışı konuştuğunu söyleyen Sebahat Tuncel, “Barışa dair beklentiler ifade edildi. Bütün bu tartışmalara baktığınızda aslında demokrasi, özgürlük, adalet kavramlarının yerini bulabilmesi için Türkiye'de Kürt sorununun demokratik ve barışçılık çözümünün sağlanması gerektiği konuşuldu. Hakikat, adalet, yüzleşme konusunun olabilmesinin yolu da kalıcı bir barışın olması. Evet, insanların AKP'ye eleştirileri var. Kaldı ki bence buradaki tartışmalarda en önemli şey buydu; iktidara eleştirilerimiz olabilir. Devlet politikalarını eleştiriyoruz. Onlara mesafeli durabiliriz ama barış, devletin veya iktidarın tekelinde olmayacak kadar önemli ve ciddi bir iş. Dolayısıyla biz kendi barışımızı geliştirmeliyiz. Kendi barışımızı inşa etmeliyiz. Bu iktidar sadece Kürtleri ötekileştirmiyor. Kadınları, işçiyi, emekçiyi, yoksulu herkesi birbirinden ayırıyor. Kutuplaşmayı derinleştiriyor. Devlet dediğimiz olgu eskiden sadece Kürt’e şiddet uygulayan bir olguyken şimdi kendi devleti olarak gördükleri devletin şiddetiyle karşılaşan toplumsal kesimlerin de devlet olgusunu, erkek devlet şiddetini sorgulamaya başladığı bir yerde, barışı tartışmak çok daha önemli bir yerde oluyor” diye belirtti.
Gündelik yaşamdan deneyimler, barışla buluştu
Kadınların konferansta gündelik yaşamlarından deneyimlerini de anlattığını kaydeden Sebahat Tuncel, “Örneğin bakım emeğinin barışla bağlantısı, kadınların böylelikle nasıl hayattan kopartıldığı ve siyasetten dışlandığı ya da toplumsal yaşamın dışına itildiği deneyimi de aktarıldı. Aynı zamanda savaş nedeniyle evi, köyü yakılan, çocukları katledilen kadınlar da kendi durduğu noktadan bu deneyimi aktardı. Dolayısıyla devlet şiddetinin farklı farklı biçimlerde olsa da buna karşı ortak tavır göstermek gerektiği bence önemli. Aslında herkes kendi durduğu noktadan kendi sözünü duyar. Dolayısıyla kendi sesimizi de ötekinin sesine katarak, kendi sesimizin yankısını değil de ötekinin sesini duyarak bir barış mücadelesi geliştirmek ve barışı inşa etmenin önemi tartışıldı. Ben bunları kıymetli ve önemli buluyorum” diye ifade etti.
‘Kadınlar, sadece silahların susmasının barış getirmeyeceğini biliyor’
Kadınların erkek egemen kapitalist toplumun hayatlarını nasıl etkilediğini bildiklerini vurgulayan Sebahat Tuncel, aynı zamanda kadınların, sadece silahların susmasının barış getirmeyeceğini, asıl barışın kadınların ellerinde şekilleneceğini de bildiğini dile getirdi. Sebahat Tuncel, “O yüzden de Kürt sorununun çözüm tartışmaları, silahların susmasının yarattığı olanağı, kadınların hayatlarını daha yaşanabilir bir noktaya evirmek ve bu silahların sustuğu durumu kalıcı hale getirmek konusunda bir çaba ve girişim var. Buradaki tartışmalarda ortaya çıkan şöyle pozitif bir yön var; ‘Ne yapalım? Nasıl katkı sunalım? Ne olacak sonrası?’ Yani ben bu soruların, ‘Yapsak bir şey değişmiyor. Zaten hep yapıyoruz. Aynı şeyleri tekrar ediyoruz’ söylemlerinin yerine geçmiş olmasını kıymetli buluyorum. Bu bir umudu ifade ediyor. Burada bir sonuç bildirgesi çıkmayacak belki ama şöyle bir sonuç çıkacak; bu yürüyüşü devam ettirelim. Bu yürüyüşü yerellerde devam ettirelim. Bugün bu toplantıya gelemeyen ama gelmek isteyen kadınların bulunduğu alanlarda demokrasiyi, barışı, özgürlükleri, ekolojiyi tartışalım. Üniversitelerde tartışılalım. Parlamentonun sorumluluğunu hatırlatmaya devam edelim. Fabrikalarda tartışalım. Köylüler tartışmaya devam etsin. İşsizler tartışmaya devam etsin. Çünkü bu hayat bizim ve özgür yaşamak istiyoruz. Özgürlük irade ister. Mesela kölelik iradenin kırılmasıdır. Aslında özgürlük, hayır diyebilmek, itiraz edebilmenin kendisidir” ifadelerine yer verdi.
‘Herkes burada kendisini bulabildi’
Konferansta bütün eleştirilere rağmen iradesel bir yan yana geliş olduğunu vurgulayan Sebahat Tuncel, “Toplantıya davet ettiğimiz siyasetçilerin eleştiri konusu yapılmasına ya da ‘Neden şu başlık, neden şu yok’ tartışmalarına rağmen daha fazla kadın bu tartışmalara dahil oldu ve herkese güzel geldi. Sanatçısından, edebiyatçısına; siyasetçisinden, sivil toplum örgütü temsilcilerine, aktivistine, öğrencisine, herkes aslında burada kendisini bulabildi. Konuşmalarda herkes, ‘Çok uzun süredir kendimizi böyle iyi hissetmiyorduk’ dedi. Ben bunun kıymetli olduğunu düşünüyorum. Yani iyi hissetmenin kendisi bile bir başarı. Ama yetmez, bu iyiliği örgütlemeye ihtiyacımız var” sözlerini kullandı.
‘Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, barışın kalıcılaşmasının yoludur’
Konferansın en önemli tarafının, farklı mecralarda yürüyen kadın mücadelesinin ortaklaşması olduğuna dikkat çeken Sebahat Tuncel, “Şunun farkındayız; çok ciddi sorunlar var. İşte Barış Anneleri bugün çağrı yaptı. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü ve yasa kapsamının dışında bırakılan çocuklarının da yasa kapsamına alınması konusunda talepleri var. Barış hakkı istiyorlar. Bu sadece Barış Anneleri’nin talebi değil. Mesela TJA olarak bizim de talebimiz Sayın Öcalan’ın özgürlüğü. Aynı zamanda bu, barışın kalıcılaşmasının yoludur. Burada barış nasıl kalıcılaşacak sorusu çok soruldu. Bize göre barış ancak böyle kalıcılaşabilir. Yani taraflar özgür olduğunda kalıcılaşabilir. Kürtlerin, Alevilerin, en çok da kadınların hak ve özgürlükleri güvence altına alındığında bir barıştan bahsedebiliriz. Dolayısıyla bu bir mücadele hattı. Bu daveti böyle kabul ediyorum. Ben zaten genel olarak da pozitif yaklaşan birisiyim. Yani hayatta sorunlara bakmak değil de bu sorunları nasıl çözeriz diye bakmayı tercih ederim. Zaten bizi diğerlerinden farklı kılan sorunları görmek değil, sorunları çözüm yöntemimizdir. Herkes sorunlarını alıp geldi buraya. Şimdi bu sorunları konuştuk. ‘Bilmek sorumluluktur’ diye çok konuşuldu. O zaman biliyoruz sorunlarımızı, şimdi sorumluluk üstlenip, bu sorunları birlikte nasıl çözebiliriz aşamasına geçiyoruz. Bu konferans onun için bir başlangıç. Umuyor ve diliyorum ki, bu başlangıcı güçlü yapacağız ve yerellerde de kadınlarla yan yana gelip konuşmayı ve sorunlarımıza birlikte çözüm geliştirmeyi becereceğiz” dedi.
‘Direnen damardan hareket ediyoruz, bu bize umut veriyor’
Kadınların önünde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olduğunu hatırlatan Sebahat Tuncel, “Bu dünyada şiddet mağduru kadınlar var. Erkek egemen devlet şiddeti nedeniyle hayatlarını kaybeden ya da hayatları engellenen, toplumsal yaşama katılamayan kadınlar var. Aynı zamanda Rojava direnişinde olduğu gibi bu erkek egemen kapitalist sisteme karşı direnen, savaş politikalarına karşı direnen kadınlar da var. İşte biz, bu direnen damardan hareket ediyoruz ve bu direnen damar bize umut veriyor. Direnen bu damarı örgütlemek ve şiddetsiz, savaşsız, ayrımcılığın olmadığı, herkesin eşit yurttaş olduğu ama aynı zamanda herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle var olduğu toplumsal bir düzeni hep birlikte geliştireceğiz. Kadınlar bunun öncüsü olmalı diye düşünüyorum. Basın emekçilerinin de önemli bir rolü var. Burada söylenen sözü kamuoyuna taşımak ve orada görünür kılmak önemli bir konu. Erkeklerin sözleri daha çabuk yankı buluyor. Kadınların sözleri o kadar kolay yankı bulmuyor ya da alan bulmuyor. O açıdan da basın emekçilerinin de böyle bir sorumluluğu var. Bu sorumluluğu üstlendiğiniz için de biz teşekkür ediyoruz” sözlerine yer verdi.







