Ayşegül Doğan: Sayın Öcalan ile kurulan hukukun adı konulmalı

  • 16:43 2 Nisan 2026
  • Siyaset
ANKARA – DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Abdullah Öcalan’ın çalışma, yaşam ve iletişim koşullarının sürece uygun hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin partisinin Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. 
 
Türkiye’deki sıcak gündem, Kürt sorununun çözümü, demokratikleşme, yasal düzenlemeler ve İmralı’da Abdullah Öcalan ile yürütülen görüşmelere dair değerlendirmelerde bulunan Ayşegül Doğan, özellikle Abdullah Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarının sürece uygun hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Ayşegül Doğan, Kürt meselesine yaklaşımın en önemli göstergelerinden birinin İmralı’ya yaklaşım olduğunu belirterek, “Sayın Öcalan ile kurulan hukukun adının konulması gerekiyor” dedi.
 
Ayşegül Doğan, şunları söyledi:
 
“Türkiye’de gündem çok sıcak. Dolayısıyla peş peşe gelen açıklamalar var. Bu açıklamalara ilişkin yeni tartışmalar oluyor. Son yaptığımız değerlendirmede, özellikle de Newroz kutlamalarının akabinde Newroz mesajını konuştuk. Milyonlarca insanın talebini burada ifade etmiştik. MYK’mızın da bunu genişçe ele aldığını söylemiştik. Aslında bir yöne işaret ettiğini de hatırlatmıştık. Bundan sonrasına dair yapılması gerekenler, toplumsal beklentiler ve bu taleplerin nasıl karşılanacağını tartışırken, bir yandan da İmralı’da DEM Parti İmralı Heyeti’nin Sayın Öcalan ile yapacağı görüşme bekleniyordu. Bu görüşmeye ilişkin gelecek mesaj beklendi. Hafta başında o görüşmenin mesajı da sizlerle paylaşıldı. O mesajda da aslında pek çok konuya ilişkin merak edilen önemli değerlendirmeler var. 
 
Adalet Bakanlığının açıklamasına değindi 
 
Bundan sonrasına dair neler olması gerektiğini de ifade eden birtakım değerlendirmeler var.Bunların en başında da son günlerde çokça tartışılan bir konu geliyor. O da bizim parti olarak defaatle ifade ettiğimiz ve yalnızca Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığından bu yana değil, bundan önce de çokça ifade ettiğimiz, çeşitli vesilelerle bunun için eylemler yaptığımız bir gündem maddesiydi. Öcalan’a yönelik mutlak iletişimsizlik. Hiçbir şekilde haber alamıyor oluşumuzun, tecrit koşullarının, bu ağır insan hakkı ihlalinin bir türlü ortadan kalkmıyor olmasının esasında Kürt meselesine yaklaşımla ne kadar doğrudan bağlantılı olduğunu çeşitli kereler ifade ettik. Şimdi geldiğimiz aşamada mutlak bir iletişimsizlik söz konusu değil. Tecrit uygulamalarından bahsediyoruz. Ancak geldiğimiz aşamada şöyle bir durum var: 27 yıldır süren ada hapishanesi koşullarından bahsediyoruz. Çeşitli dönemlerde esneyen, bazı dönemlerde bu esnekliğin ortadan kalktığı ama hiçbir zaman somut ve hukuki olarak değişmeyen koşullardan bahsediyoruz. Dün Adalet Bakanı’nın yaptığı bir açıklama var biliyorsunuz. 
 
Özgür yaşar ve çalışır koşullar oluşturulmalı
 
DEM Parti olarak bu meselenin bir bina ya da konut tartışmasına sıkıştırılmasını yanlış buluyoruz. Çünkü mesele esasen oradaki koşulların değişmesi ve bu koşulların değişmesinin yaratacağı etkiler. Sayın Öcalan da mesajında bunu açıkça ifade ediyor. ‘Sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum’ diyor. Şimdi bizim odaklandığımız konu aslında Sayın Öcalan’ın da odaklandığı konudur; çalışma ve yaşam koşullarının sürece uygun hale getirilmesidir. Yani özgür yaşar ve çalışır koşullarının oluşturulabilmesidir. Daha önce de dile getirdiğimiz beklenti ve talepler bu yöndeydi. Süreci yürütebilmesi için gerekli koşulların oluşturulmasından yıllardır bahsediyoruz.
 
Sürece ivme kazandırıcı pozitif etkileri vurguladı 
 
Peki, neden önemli bu? Sayın Öcalan’ın siyasi rolünün, yaklaşımının, diyalog ve müzakere arayışının tanınması ve kabulü olsa olsa böyle bir süreçte kolaylaştırıcı bir etki yaratabilir. Tıkamaz, aksine sürecin önünü açar. Bazı tartışmaların daha pozitif bir şekilde ilerlemesini sağlayabilir. Doğrudan yanıt vermesi, kendisine yöneltilen sorulara talep ettiği üzere aracısız bir biçimde kamuoyuna ulaşabilmesi son derece hızlandırıcı bir etki yaratır. Bu aynı zamanda sürecin gerekleri açısından da hayata geçirilmesi gereken bir konu bizim için. Dolayısıyla biz bu konuyu bir bütün olarak ele alıyoruz ve Öcalan’la kurulan hukukun tanımlanmasının sürece ivme kazandırıcı pozitif etkileri olacağını yinelemek istiyoruz.
 
Kritik bir eşikteyiz
 
Bu tartışmaların odağına İmralı Ada Hapishanesi’nin koşullarının yerleştiriliyor olmasının şöyle bir tarihsel nedeni de var. Bunu da burada yeniden ifade etmek gerekir. Bugüne kadar İmralı’ya, yani Sayın Öcalan’a yaklaşım, Türkiye’de Kürt meselesine yaklaşımın aynası oldu. En önemli göstergelerinden biri oldu. O yüzden dönem dönem esneyen, dönem dönem ise son derece sert ve katı uygulamaların olduğu bir ada hapishanesinden bahsediyoruz. Kişiye özel, insan haklarına aykırı ve ağır bir insan hakkı ihlali olarak yıllarca sürdürülen koşullardan bahsediyoruz. Şimdi çok kritik bir zamandayız, kritik bir eşikteyiz. Burada yapılması gereken öncelikle önyargılardan kurtulmaktır. Bunu yıllardır sürdürülen önyargılarla tartışmak ne yazık ki negatif bir etki yaratıyor. O yüzden önce bu korkulardan özgürleşmek gerekiyor. 
 
Birbirimize ezberleri tekrarlamanın ne denli faydasız olduğunu geçen yıllarda gördük. Çok acı bir şekilde deneyimledik. O sebeple direnç alanlarını, direnç faktörlerini görmek ve bunları aşabilecek siyasal bir iradeyi cesaretle ortaya koymak gerekiyor. Demokratik olgunlukla tartışmak gerekiyor bunları. Çok kritik bir meseleden, ağır bir mevzudan bahsediyoruz. İnsan hayatını ilgilendiren bir mevzudan bahsediyoruz. Bunun sıkça altını çiziyoruz. Bunlar böyle magazinsel konular değil. Siyasi ağırlık ve demokratik olgunlukla tartışılması gereken konular. Burada da ilgililerin ve yetkililerin yapması gereken, bu taleplere eski alışkanlıklarla yanıt vermek ya da bunları eski alışkanlıklarla karşılayıp hemen bir güvenlik tehdidi kategorisine yerleştirmek değil; yeni dönemin ve sürecin temposuna, ritmine uygun bir şekilde karşılık vermektir.
 
Gazeteciler Sayın Öcalan’a doğrudan sorularını yöneltebilmeli
 
Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ana aktörü ve en temel öznelerinden biri, baş müzakerecisi. 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrı çok büyük bir ivme kazandırdı. Geldiğimiz bu kritik aşamada yasal adımlarla asıl görmeyi beklediğimiz şey ne? Bundan sonra bu çağrının nasıl hayata geçeceği, yasal bir şekilde nasıl karşılık bulacağı. Yani siyasetin şiddetten tümden ve kalıcı bir şekilde arındırılması ve silahsızlandırmanın yasal zemininin oluşturulması tartışmalarının işte bu demokratik olgunluk zemininde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bütün bu tartışmaları siyasal zemin üzerinden yürütmek daha doğru olur. Siyasi bir meseleden bahsediyoruz. Çeşitli boyutları olan, çok katmanlı tarihsel arka planı olan bir meseleden bahsediyoruz. Neticede DEM Parti İmralı Heyeti görüşüyor. Orada ilgili devlet yetkilileri var. Onlarla görüşmeler sürüyor. Bunlar kamuoyunun bilgisi dahilinde olan başlıklar ve kamuoyunun yine bilgisi dahilinde ilerliyor süreç. Biz daha açık, daha şeffaf bir şekilde ilerlemesini istiyoruz. Gazetecilerin gidip kendilerinin doğrudan sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmelerini talep ediyoruz. Bunun süreç açısından çok önemli katkıları olacağını düşünüyoruz.
 
Yapmamız gereken süreci kalıcı hale getirmek 
 
Düşünün, bir yılda çok kısıtlı koşullarda süreci bu noktaya taşıdı Sayın Öcalan. Eğer özgür iletişim, çalışma ve yaşam koşulları olsa, Türkiye’yi çok daha hızlı ulaştırabileceği yer demokratik çözüm ve barış olur ancak. O yüzden bunun için yolun açılması gerekiyor. Yalnızca gazetecilerin değil; akademisyenlerin, hak savunucularının, farklı siyasi partilerin, kanaat önderlerinin, kim gitmek istiyorsa ve kendisi kimle temas etmek istiyorsa bunun için yolun oluşturulması gerekiyor. O sebeple bu tartışmayı sanki dar bir alandan geniş bir alana geçme tartışmasıymış gibi değerlendirmek ya da böyle yaklaşmak, bu statü meselesine hem haksızlık olur hem yetersiz olur hem de yanlış bir yaklaşım olur. Hepimizin yapması gereken bu süreçte ihtiyatlı olmak, serinkanlı olmak, evet telaş yapmamak ama bir yandan da süreci hızlandırmak, kalıcı hale getirmek olabilir.
 
Şimdi bir başka konu da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı çağrı. Biliyorsunuz bir ara seçim, yerel seçim çağrısı yaptı. Hem partimize yaptı bu çağrıyı hem de Adalet ve Kalkınma Partisi’ne. Hatta bu çağrıya ilişkin çeşitli görüşmeler yapacağını da söyledi. Bir yandan da İBB davası sürüyor. Süren İBB davasını da heyetlerimiz takip ediyor. Bu seçim tartışmaları bizim Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde değil. Merkez Yürütme Kurulumuz önümüzdeki hafta toplanacak. Şu anda partimizin en temel ve en acil gündemlerinden biri, tıpkı CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de 31 Mart’ın yıl dönümünde dikkat çektiği gibi demokratikleşmedir. Türkiye’nin en temel ihtiyacı ülkenin demokratikleşmesidir. Biz ülkenin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü birbirinden ayrılamaz konular olarak görüyoruz. Eşzamanlı bir şekilde demokratikleşmeye dair adımların atılmasının gerekliliğinden bahsediyoruz. Bunun için yoğun bir şekilde çalışmalarımızı yürütüyoruz. 
 
Önemli bir kavşaktayız 
 
Dolayısıyla biliyoruz ki bir seçim atmosferi tartışması bazı konuların üstünü örten bir etki de yaratıyor. Nasıl mesela? Ülkeyi uzunca bir süre tek gündem etrafında topluyor ve fiili bir durum yaratıyor. Yani bir kere seçim denildiğinde başka herhangi bir gündemi konuşmak mümkün olmuyor. Her şey alanlarda, meydanlarda dönüyor çoğu zaman. Ülkenin başlıca sorunları konuşulamaz hale geliyor. Bugün sokaktaki işsizlik de, hayat pahalılığı da, demokratikleşme de ne yazık ki Türkiye’de seçim söz konusu olduğunda seçim sonrasına ertelenen başlıklara dönüşüyor. Oysa bugün Kürt sorunu açısından çok önemli bir kavşaktayız. Özellikle de ana muhalefet partisinin bu kavşakta çok ciddi sorumluluklar üstlenebileceğini düşünüyoruz.
 
Halk iradesi önemli konulardan biri 
 
Demokratik muhalefet güçlendikçe, mücadele ve müzakereyi birlikte yapabildikçe, bu alanı genişlettikçe Türkiye’de demokratik adımların atılması ve yasal düzenlemelerin yapılması daha hızlı hale gelebilir. Artık silahların gölgesinde değil, masada diyalog yoluyla sonuç alınabileceği bir dönemdeyiz. Böyle bir zamanın içinden geçiyoruz. Bizim bu aşamada önceliğimiz demokratikleşme ve Kürt sorununun adil ve kalıcı bir barışla çözülebilmesi. Özellikle muhalefet tarafından desteklenebilecek, hatta öncülüğü yapılabilecek bir süreçten bahsediyoruz. Muhalefetten beklentimiz, ülkenin güncel sorunlarına ortak yanıtlar üretebileceğimiz, demokratikleşme için birlikte ortaklıklar kurabileceğimiz bir çaba ve gayrettir. Tabii ki CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim çağrısının sebeplerini de çok iyi anlıyoruz. Çünkü biz de benzer muamelelere maruz kaldık, maruz kalmaya da devam ediyoruz. Newroz kutlamaları sonrası yapılanları gördünüz. Hâlâ kayyımlar iş başında. Yalnızca CHP’li belediyeler değil, DEM Partili belediyeler de hâlâ kayyımlarla yönetiliyor. Yani halk iradesi bizim için de en vazgeçilmez ve en önemli konulardan biri.
 
Yerel demokrasi güçlendirilmeli
 
İBB davasına gelince, bu konuda zaten kamuoyunda çok geniş ve yaygın bir kanaat var. Bu kanaati biz de burada pek çok kez tekrar ettik. Kanaat ne? İnsanlar İBB davasının nedenlerinin hukuki olduğuna inanmıyor. Bunun yargı eliyle siyaseti dizayn etme amacıyla yapıldığını düşünüyorlar. Nitekim yargılama süresince, duruşmalar boyunca ortaya çıkan tablo buna yönelik kanaatleri pekiştiriyor. Yani halk iradesine doğrudan yargı eliyle bir müdahale olarak değerlendiriliyor Türkiye kamuoyu tarafından bu celseler. İnsanların masumiyet karinesi gözetilmeden hapsedilmesi, halk iradesi yok sayılarak yerlerine kayyım atanması ya da bir şekilde görevlerini yapamaz hale getirilmesi. Hatta bunun bir siyasi rekabetten kaçma olduğu da düşünülüyor. Somut delil yok, bireyselleştirme yok. Bütün bunlar hukukun Türkiye’de nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gösteriyor. Çok vahim ve ciddi ifadeler var. Bu iddialar görmezden gelinemeyecek kadar önemli iddialar. Biz bu konuda hep uyardık, yapılması gerekenleri söyledik. DEM Parti olarak bu çağrıyı tekrar etmek istiyoruz: İvedilikle yerel demokrasinin güçlendirilmesi için çalışmalar yapılmalı. Halk iradesine saygı duyulmalı. Halkın iradesine saygı göstermek evrensel ilkeleri de gözetmeyi gerektirir. Halk iradesine saygı konjonktürel bir şekilde olamaz, olmamalıdır. Seçilmişlere dönük müdahaleler ya da yargının seçilmişlere dönük müdahale için araçsallaştırılması son bulmalı. En önemlisi de kayyım politikası artık son bulmalı. Bunun yasal bir şekilde son bulması gerekiyor.
 
Çağrı yapıldı 
 
Biz bunları gayet iyi biliyoruz, yaşadık. Bakınız, bugün yine çok acı bir haber. Hapisteyken babasını, üç abisini ve ablasını kaybetti. Kimden bahsediyorum? Figen Yüksekdağ’dan. HDP’nin önceki dönem eş genel başkanlarından. 10 yıldır hapiste Figen Yüksekdağ ve hapisteyken sevdiklerini, en kıymetlilerini kaybetti. Zaman zaman onların acısını paylaşırken, paylaşmak isterken, defin alanına gitmek isterken pek çok başka siyasi tutsak gibi, pek çok başka siyasetten hapiste tutulan insan gibi engellemelerle de karşılaştı. Yarın Adana’da olacak abisini son yolculuğuna uğurlamak için. Ama artık bu zulme son verilmeli. İnsanların yalnızca tekil hayatlarından çalınmıyor, çoğul hayatlarından da çalınıyor. Yalnızca onların hayatına kastedilmiyor, Türkiye’nin demokratik geleceğine de kastediliyor. Hepimizin hayatına kastediliyor. Bundan vazgeçmek gerekiyor artık. Sevgili Figen Yüksekdağ’a başsağlığı ve sabır diliyoruz, ailesine de. Çok zor, çok ağır, dayanılması gerçekten çok zor bir durumla karşı karşıya. Yalnızca Figen Yüksekdağ bunları yaşamıyor. Bugün binlerce ve dolayısıyla milyonlarca insan bu tür uygulamalardan dolayı telafisi imkânsız mağduriyetler yaşıyor. Bu sürdürülmemeli artık Türkiye’de. Bu vesileyle bu çağrıyı da yinelemek istiyoruz. 
 
Bu yalnızca DEM Parti’nin görevi olmamalı
 
Kobanê Kumpas Davası nedeniyle içeride tutulan siyasetçiler özgürlüklerine kavuşmalı. Bunun için ne bekleniyor? Soruyoruz her defasında. Eğer bir siyasal ajanda nedeniyle tutuluyorsa Kobanê Kumpas Davası tutsakları, Gezi Davası tutsakları; bu ne sürece uygun ne de demokratik değerlere uygun bir yaklaşımdır. Hepimizin ortak sorumluluğu bu süreci, Türkiye’nin demokratik geleceğine dönük kazanımları artırabileceğimiz bir şekilde ilerletmektir. Toplumsal güveni artırmak ve barış için desteği çoğaltmak. Tekrar Figen Yüksekdağ ve ailesine sabır diliyoruz. Abisine Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu acıyı paylaşıyoruz. Yarın da orada olacağız. Başta Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere yalnızca düşüncelerini açıkladıkları için, yalnızca örgütlenme özgürlüğü nedeniyle hapis tutulan herkesin de artık bir an önce hem sevdiklerine hem de özgürlüklerine kavuşabilmesini temenni ediyoruz.
 
Yasal düzenleme için takvim vurgusu 
 
Yasal düzenlemeler için bir takvime ihtiyaç var. Bunu geciktirmemek gerekiyor. Bunun kamuoyuna şeffaf ve açık bir şekilde bilgisinin verilmesi gerekiyor. Böyle bir toplumsal beklenti var. Üstelik bu yalnızca siyasi tutsaklarla da ilgili değil. Adli tutsaklar da bizi çok sık arıyor, Meclis’ten beklentileri var. İnfaz Kanunu’nda eşitlik ve benzeri düzenlemelerde neler olacağı sorusu en sık karşılaştığımız sorulardan. Tekil değil, çoğul sorular bunlar; tüm Türkiye’yi ilgilendiren sorular ama silahsızlanma konusu çok önemli bir konu. O yüzden kritik bir eşik, kritik bir kavşak diyoruz. Tüm ezberlerden ve önyargılardan vazgeçerek konuşmak gerekir. Yeni bir dil ve yeni bir yöntem arıyoruz. En azından bir süre bunlarla konuşmayalım. Bunlarla konuşmayalım ki farklı şekillerde görebilelim. Eski hataları tekrar etmeyelim. Bu yalnızca DEM Parti’nin görevi olmamalı. Başta iktidar bloku olmak üzere bütün siyasi partilerin görevi olmalı. Barış ve çözüm için uygulanabilir, en gerçekçi şartları en reel biçimde değerlendiren, kapsayıcı ve bütünlüklü, bu dönemin ruhuna uygun bir yasal düzenlemeye ihtiyacımız var.
 
Hala yeni bir dil oluşturulamıyor 
 
Somut olmayan kimi taslak iddiaları var. Bunlar üzerinden tartışmayı ya da bunlara yanıt vermeyi doğru bulmuyoruz. Kimi iddialar var, çeşitli taslakların hazırlandığı söyleniyor. Bu iddialara göre bazı taslaklar kategorik yaklaşımlar içeriyor. Ya da başka yaklaşımlardan da bahseden iddialar var. Buna benzer haberler görüyoruz. Nihayetinde siyasetin şiddetten arındırılması gerektiğini düşünüyoruz. Sorunların diyalogla, müzakereyle çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz ve herkesin de sürecin ruhuna uygun hazırlıklar yapması beklentimiz. Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik MYK sonrası bu konuya dair de bazı açıklamalar yaptı. Ama görüyoruz ki hâlâ yeni bir dil oluşturulamıyor. Yani neler olmadığını biliyoruz zaten, kamuoyu da biliyor. Ama olması gerekenlere ilişkin hepimizin yapması gereken, tüm siyasi partilerin yapması gereken; daha açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyuyla sürece ilişkin bilgileri paylaşmak. Bundan sonrasına ilişkin yol haritasını paylaşmak. Yapılması gerekenleri, talepleri, beklentileri duymak. Bunları duymamak, ertelemek, ötelemek sorunlara çare olmuyor. Aksine bunları gündeme almak ve bir an önce çözüme kavuşturmak gerekiyor.
 
Temel bir aktörden bahsediyoruz 
 
Şimdi buna doğrudan gerçekten Adalet Bakanı’nın yanıt vermesi gerekiyor. Bizim tavrımızı tekrar etmek istiyorum. Nitekim Sayın Öcalan’ın mesajı da bu yönde. Biz, Öcalan’ın özgür bir şekilde çalışabileceği, yaşayabileceği, doğrudan temas kurabileceği iletişim koşullarının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bunu en başından beri söylüyoruz. Bunu böyle bir ‘konut-yapı’ tartışmasına sıkıştırmanın da eksik, hatta yanlış bir değerlendirme olduğunu düşünüyoruz. Yine tekrar edeyim. Bugüne kadar İmralı Ada Hapishanesi’ne yaklaşım, Kürt meselesine yaklaşımın bir göstergesi, bir aynasıydı. O yüzden İmralı’ya yaklaşımı ve dolayısıyla Sayın Öcalan’a yaklaşımı önemsiyoruz. Kendisiyle kurulan hukukun adının konulması gerektiğini düşünüyoruz. Temel bir aktörden bahsediyoruz. Başmüzakereciden bahsediyoruz. Sürece ivme kazandıran, bugüne getiren bir önderlik gerçeğinden bahsediyoruz. Bir liderlik gerçeğinden bahsediyoruz. Bu hakikate yaraşır bir şekilde, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ruhuna ve ritmine uygun bir şekilde değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Bunun sürece pozitif katkıları olur. Bu mesele, dar bir alandan geniş bir alana geçsin meselesi değil. Mesele esasen geniş bir alanda tartışılabilirse; yani dar bir bakış açısından, dar bir siyasi yaklaşımdan çıkarılabilirse tüm bunlar çok küçük detaylar olarak kalır. Halledilebilir meseleler olarak kalır. Neticede dünyanın çeşitli ülkelerinde halledilebilmiş, ilk defa Türkiye’nin başına gelmiyor böyle bir konu.
 
Her yerde insanlar ‘Öcalan’a özgürlük’ dedi
 
Dolayısıyla Türkiye neden başaramasın? Madem bir Türkiye modeli iddiası var. Hepimizin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kalıcı bir barışa ulaşması ve Türkiye’nin ortak bir demokratik geleceğe ulaşması gibi bir çabası varsa hemen her şeyi yapmamız gerekir buna dair. O yüzden önyargılardan, ezberlerden kurtulmak gerekiyor. Yani bunu yapı tartışmasından çıkarmak gerekiyor. Nasıl bir yaklaşım? Öcalan’a yaklaşım hukuken, yasal olarak nedir ve bundan sonra nasıl olacak? Onun dışında zaten biliyorsunuz kendisinin mesajı var. O mesajda da doğrudan mesela sizlerin sorularına yanıt vermek istediğini görüyoruz. Bu talep bize daha önce de ulaşmıştı. Bunu sizlerle de, değerli kamuoyuyla da paylaşmıştık. Dolayısıyla yapının nasıl bir yapı olduğunu, yapılıp yapılmadığını, idari yerleşke içerisinde ne öngörüldüğünü, bunların detaylarını Adalet Bakanı yanıtlamalı. Adalet Bakanı da bu taleplere ilişkin siyasi ve idari engellerin kaldırılması gibi konularda çalışmalar yürütmeli. Öcalan’ın doğrudan teması nasıl sağlanabilir kamuoyuyla? Bunlar önemli konular. Newroz kutlamaları boyunca İstanbul’dan Diyarbakır’a kadar, Cizre’den Ankara’ya kadar her yerde insanlar tek bir slogan etrafında buluştu; Öcalan’a özgürlük dedi. Bu önemli bir konu, hayati bir konu herkes için. De facto bir biçimde, aslında fiili bir biçimde İmralı Adası artık bir barış ve özgürlük adası gibi algılanıyor kamuoyunun bir bölümünde. Diğer bölümünde farklı algılanmasının önünü alabilecek ya da bunu anlaşılır hale getirebilecek şey siyasal irade ve cesaret. Temennimiz bu iradenin ve cesaretin ortaya çıkması.
 
Demokratik siyaset alanı genişlemeli
 
İşte bunun yolu oranın açılması dediğimiz gibi. Yine yetkililerin şeffaf bir şekilde konuya ilişkin bilgilendirme yapmaları. Neticede İmralı Heyetimiz gitti, bir görüşme yaptı ve görüşme sonrasında da yazılı bir açıklama yaptı. Bu yazılı açıklamada söylediğiniz yönde orada bir inşaat var mı, koşullar değişti mi, yeni bir durum söz konusu mu; buna benzer bir detay görmediniz. Olsaydı zaten bu yazılı açıklamada yer alırdı. Ama bu tartışma artık bu şekilde Türkiye’nin gündemini meşgul etmemeli, bir konut tartışmasına sıkıştırılmamalı. Öcalan’ın beklentisi de bu değil, talebi de bu değil. Bunu defaatle de söyledi zaten. Yine bu konu açılmışken sevgili arkadaşlar, bazı konularda da görüyoruz ki önyargılar ve ezberler var. Bir silahsızlandırma döneminden bahsediyoruz. Demokratik siyaset alanının genişlemesinden bahsediyoruz. İnsanların rahatlıkla siyaset yapabileceği bir dönemden bahsediyoruz. Birtakım tabulara dokunmaktan, birtakım engelleri ortadan kaldırmaktan, düşünce ve ifade özgürlüğünün artık suç sayılmamasından, örgütlenme özgürlüğü nedeniyle insanların onlarca yıl hapis yatmalarının gereklerinin ortadan kalkmasından bahsediyoruz. Türkiye’nin enerjisini, potansiyelini yıllardır kemiren ve bu hale getiren; ülkeyi zengin olabilecekken yoksul, mutlu olabilecekken mutsuz hale getiren bu temel meseleleri çözmeye çalışıyoruz. Yani Türkiye’nin demokrasi meselesini.
 
Kullanılan dile ve önyargılara dikkat çekti 
 
Fakat hâlâ şunu görüyoruz. Dil değişmiyor ve dil değişmeyince de o önyargılardan kurtulmak kolay olmuyor. Öyle bir hale geldi ki biz artık sürekli neredeyse bazı şeyleri tekzip etmek durumunda kalıyoruz. Aslında tekzibe değer olmayan bazı şeyleri de tekzip etmek durumunda kalıyoruz. Mesela bazı gazeteciler diyelim. Şimdi gazeteciliklerine de şaibe düşüren birtakım yorumlar ve değerlendirmeler yapıyorlar. Gazeteci, kamuoyunu doğru bilgilendirendir, doğru haber verendir. Türkiye’de yıllardır bedel ödeniyor; doğru habercilik, gerçek habercilik için hapiste olan gazeteciler var.”