Kadın katliamı dosyalarında yargı nasıl işliyor?
- 09:01 27 Haziran 2026
- Hukuk
ANKARA - Hâkim ve savcıların kadın katliamı ve şüpheli kadın ölümlerine dair etkin bir yargılama yürütmediğini söyleyen Avukat İrem Esra Kömürcü Altun, mevcut yargı sisteminin kadına yönelik şiddet ve katliamları artırdığını dile getirdi.
Kadına yönelik şiddet ve katliam, yargının cezasızlık politikası ile meşrulaştırılıyor. JINNEWS'in şiddet çetelesinde yer alan verilere göre, 2026 yılının ilk beş ayında 109 kadın katledildi. Şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş kadınlara dair yürütülen soruşturmalar ‘intihar’ adı altında kapatılırken, ilk beş ayda 89 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Şüpheli kadın ölümlerinin aydınlatılmaması, cezasızlık politikasının devamı olarak işliyor.
Kadın katliamı ve şüpheli kadın ölümlerinde hâkim, savcı, kolluğun yanı sıra erilleşen kadın hâkim ve savcılarla da mücadele ettiklerini belirten avukat İrem Esra Kömürcü Altun, yargılama ve soruşturmaların etkin bir şekilde yürütülmesi için kadınların örgütlü mücadelesinin önemli olduğunu söyledi.
Kadına yönelik şiddet ve katliamın arttığı bir dönemde cezasızlık politikasına dikkat çeken İrem Esra Kömürcü Altun, “Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet önlemek istenmiyor. Önlenmek istenseydi buna yönelik adım atılırdı. İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede bir kişinin keyfiyeti ile çekildik. Bunun üzerine davalarımızı açtık fakat tabii ki davalarımızı açtığımız yerde o davaları değerlendiren kişiler, bu sözleşmeden çekilme ile övünen kişiyi atadığı için yine bir sonuca ulaşmak mümkün olmuyor. Çünkü bir kişi karar veriyor. O kişinin kararlarını yargılayacak kişileri de o kişi atıyor. Bir hukuki zeminde ilerleme çok zor oluyor. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesinin ardından bir göz boyama için yasada bazı değişiklikler de yapıldı. Yargı zemininde hiçbir efektif karşılığı yoktu. Bazı suç tiplerinde alt sınır altı aydan aşağı olamaz. Altı ayın zaten yatarı yok ki. Bunun hiçbir anlamı yoktu. Üç yıla yükseldi, üç yılın da yatarı yok. Bunlar ‘mış’ gibi yapılan çözüm örnekleriydi. ‘Bizim yasamız kendimize yeter, uluslararası sözleşmelere ihtiyacımız yok’ denmek istendi. Bunların hiçbir çözüm olmadığını verilerle görüyoruz. KCDP 2025 verilerine göre, en az 294 kadın öldürüldü. 297 kadın şüpheli olarak ölü bulundu. Nisan ayında 26 kadın cinayeti, 23 şüpheli kadın ölümü var. Şüpheli kadın ölümü ve kadın cinayeti sayısı neredeyse aynı. Bu da demek oluyor ki gördüğümüzün iki katı kadın cinayeti var etrafımızda” dedi.
Dört yıl önce şüpheli şekilde balkondan düştükten sonra komaya giren Burçak Şişman’ın durumuna dikkat çeken İrem Esra Kömürcü Altun, Burçak Şişman’ın gözlerini açar açmaz kendisini balkondan atan kişinin evli olduğu erkek olduğunu söylediğini belirtti. İrem Esra Kömürcü, şöyle devam etti: “Böyle bir Türkiye'de yaşıyoruz. Bu ilk olay değil, daha önce kendi kanıyla failinin ismini duvara yazan kadınları da biliyoruz. Şüpheli kadın ölümlerini intihar diyerek kapatmamak lazım. Türkiye’de savcıların ve kolluğun ilk eğilimi intihar olarak dosyayı kapatmak oluyor. Sorunu burada yaşıyoruz. Kadın cinayetleri ve şiddet önlenmek istenmediği için etkili soruşturma yürütülmüyor. Şüpheli kadın ölümlerinde bakılması gereken ilk şeyin maktulün telefonu olduğunu söylüyoruz. Ama Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı cep telefonunu incelemiyor. ‘Şifresi var, açamıyoruz’ diyorlar. Verin, Sıhhiye'de açtırırız diyoruz ama verilmiyor çünkü yapılmak istenmiyor. Medyatik dosyalarda telefon İspanya’ya gönderiliyor, orada da açılmıyor. Bunlar aslında ‘mış’ gibi yapılmış olan adımlar. Bunların aslında yapılabileceğini biliyoruz. Savcılığa teslim etmediğimiz telefonları biz açtırıp veriyoruz.
Bunun mümkün olduğunu biliyoruz. Savcılık ‘telefon açılmadı’ diyerek dosyaları kapatıyor. Olay yeri incelemeleri etkin ve etkili değil. Aleyna Çakır dosyasında Aleyna eve girdikten sonra dosyadaki tek şüpheli olan, şu anda da cinayetten değil de intihara yönlendirmeden yargılanan Ümit Uygun’un aracından inip Aleyna’nın evine girerkenki ana ait bir görüntü var. Bu kayda ilişkin iki ayrı görüntü izleme tutanağı var. Biri Cinayet Büro Amirliği'nin, birisi de Polis Amirliği'nin, birbiriyle çelişen tutanakları var. Bu kadar net somut olayları bile doğru yorumlayacak bir kolluk olmaması ya da doğru yorumlamak istemeyen bir kolluk olmasından bahsediyoruz. Bu şekilde her şey muğlakta bırakıldığında dosyaların çözümlenmesi mümkün değil. Bu dosyaların aslında çözümsüzlüğe itildiğini düşünüyoruz. Kadına karşı şiddet dosyalarında biz feminist avukatlar olarak delilleri topluyoruz. Gerektiğinde faillerle biz kavga ediyoruz. Delil toplamaya çalışıyoruz. Savcılar da büyük bir keyfiyetle, ‘Getirin, biz inceleriz’ diyor. Sanki onların görevi değilmiş de bize ait bir görevmiş gibi…”
Kırkın üstünde uzaklaştırma kararı vardı: Faile haksız tahrik
Ayşe Tuba Aslan’ın çantasında kırkın üzerinde uzaklaştırma kararı ve şikâyet dilekçesi varken, boşanmaya çalıştığı erkek tarafından katledildiğini hatırlatan İrem Esra Kömürcü Altun, yerel mahkemenin kadının ‘normalden fazla mesajlaşma kaydı’ vardır diyerek haksız tahrik indirimi uyguladığını söyledi. Bu zamana kadar erkeğin mesajlaşma kaydının herhangi bir yargı dosyasına girdiğini görmediklerine değinen İrem Esra Kömürcü Altun, “Kadının mesajlaşma sayısı fazla diye erkeğin onu sokak ortasında öldürmesini mahkeme makul buldu. Daha önce uzaklaştırma ve şikâyeti bulunmasına rağmen yargı üzerine düşeni yapmadığı için ne uzaklaştırma kararının gereğini ne de şikâyetlerin gereğini uyguladığı için o erkek elini kolunu sallayarak kadını öldürmeye kendinde hak buldu. Telefonunda yapılan incelemelerde ‘kadın cinayetinden nasıl indirimler alınır’ diye kendisini nasıl aklayacağına dair aramalar yaptığı görülen bir sürü fail var. Burada erkeklerin aslında kendilerini nasıl aklayabileceklerine internet gibi kolaylıkla ulaşabildiğini görüyoruz. Yargının nasıl işe yaramadığını dosyalarda çok net görüyoruz. Duruşmada erkeğin kadın için ‘ben ona cep telefonu kullanma dedim ama o kullanmaya devam etti’ dedi. Öldürme gerekçesi buydu. Ve bu sözle haksız tahrik indirimi kazandı. Yasanın herkese eşit uygulanmadığını, erkek bir adalet sistemi olduğunu ve erkeklerin de yargılanmaktan korkmamasını gösteriyor” diye belirtti.
Ceren Ünal dosyası: Savcı soruşturmayı yürütmüyor
Ankara’da şüpheli şekilde yaşamını yitiren Ceren Ünal’ın dosyasına dair 2024 yılında açılan soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile kapatıldığını aktaran İrem Esra Kömürcü Altun, “Anayasa Mahkemesi ve AİHM yoluna da başvuruldu ama hepsi olumsuz sonuçlandı. Ceren Ünal asılı halde bulundu. Nasıl bulunduğu kısmı çok kritik. Ev kapalı, evin etrafında sürekli dolaşan bir şahıs var ve şüpheli şahıs. Polis, kapalı olan evlere çilingir çağırır, tutanakla birlikte kapı açılır. Polis bunu yapmıyor, evin etrafında dolanan bu şüpheli şahsı pencereden içeri koyuyor. Bir şahıs, camdan olay yerini bozması göze alınarak olay yerine sokuluyor. Bu şahıs içeriden polislere kapıyı kendisi açıyor. Polisleri banyoya yönlendiriyor. Polisler şahsa olay yerini nereden biliyorsun diye sormuyor. Deliller tahrif edildiyse ediliyor. Bu dosya kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapanıyor. Güvenli bir sitenin kamera kayıtları incelensin istedik. Savcılığın verdiği kararı zaten kolluk çok geç uyguladığı için kamera kayıtları silinmişti ve erişilemedi. Kadının aslında hayat dolu olduğu, ölmeye yatkın bir profil sergilemediği de açıktı. Kadın ölüm günü saçlarını boyamış, hayat doluluğunun belirtisi olan bazı şeyler vardır. Akşama yemek yapmış, yeni eşya almış, aslında hayata bağlı bir profil var. İntihara dair bir emare yok. Ama ilk kabul kadının intihar ettiği yönünde olduğu için soruşturmayı yürütmesi gereken savcı soruşturmayı doğru düzgün yürütmüyor ve bu sonuçlar ortaya çıkıyor.”
Yeşim Akpınar dosyası: Polisler delilleri yok etti
Manisa’da katledilen Yeşim Akpınar dosyasına dair aktarımda bulunan İrem Esra Kömürcü Altun, dosyanın Yargıtay aşamasında olduğunu söyledi. İrem Esra Kömürcü Altun, “Demirci’de polis lojmanlarında işlenen, bizim için bir cinayet, şüpheli şekilde yansıdı. Yeşim Akpınar, komiser yardımcısı erkek ile aynı evde yaşıyor. Evden bir silah sesi geliyor. Polis lojmanı burası, bu kadar gözün karartılabildiği bir yer. Kadına şiddet her yerde uygulanabiliyor, erkek cezasızlıkla karşılaşacağını çok iyi biliyor. Bu fail Manisa merkezde görev yaparken eşine de şiddet uyguladığı için sürülmüş bir personel ve Demirci’ye geldiğinde de yine kadına karşı şiddetle karşı karşıya kalındı. Olay yerine kendi arkadaşları geliyor. Şahıs olay yerinde bırakılıyor. Üstünü değiştirmesine müsaade ediliyor. Kirli çamaşırlarının nerede olduğu bilinmiyor. Arkadaşları eline kolonya döküyor. Bir polisin cinayet durumu olduğunda şüphelinin eline kolonya döküldüğünde şüphelinin elindeki sıvap izlerinin silineceğini bilmemesi düşünülemez. Bu kasıtlı olarak kolonya ile sıvap izleri siliniyor. Polis arkadaşları olayda kullanılan silahı yanlarına alarak gidiyor. Olay yerine hiç dokunulmamasını polisler evleviyetle bilirken, o silahı temizleyerek geri getiriyor. Polis hakkında suç duyurusunda bulunulması gerektiğini söyledik. Bu normalde mahkemenin görevidir, bunu söylememize gerek yok ama mahkeme bunu yapmadı. Avukatlar polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Yargılama devam ediyor” ifadelerini kullandı.
‘Görevini yapmayan savcıların da yargılanmasını istiyoruz’
İzmir’de katledilen Serpil Erfındık dosyasında olduğu gibi polislerin, kamu görevlilerinin görevini kötüye kullanmaktan yargılandığı dosyaların yeni yeni açıldığını kaydeden İrem Esra Kömürcü Altun, bir sonuç alamadıklarına değindi. İrem Esra Kömürcü Altun, dosyaların açılıyor olmasının bir kazanım olduğunu söyleyerek, “Kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirmemesinden kaynaklı yargılanmalarını biz ileride savcılar için de olmasını umuyoruz. Savcıların gerekli özeni göstermemesi, gerekli komutları vermemesi, komutları uygulamayan kolluğa bir işlem uygulanmamasından dolayı giden hayatlar oluyor” dedi.
'Erkek dayanışmasını her yerde görüyoruz'
İrem Esra Kömürcü Altun şöyle devam etti: "Yargılama esnasında bizim HSK’ye şikâyet ettiğimiz bir ağır ceza mahkemesi başkanı vardı. Yeni doğum yapmış bir kadın tanık, bebeği dışarıdaydı ve bebeğini emziriyordu. Hiçbir açıklama yapmasına ihtiyaç olmasa da kadının kıyafeti emzirmeye müsait bir kıyafet. Ve mahkeme başkanı kadına ‘Sen nereye geldin, sen öğretmen misin? Sen pavyona mı geldin? Düğmen yok mu?’ dedi. Bu kadın düşmanlığıdır, tacizdir. Kaldı ki bir ağır ceza mahkemesinde, bir duruşma salonu dolusu insan içinde tanıklık yapmak kolay değilken kadına bu şekilde baskı yapmak, kadının tanıklık yapmasını önlemektir. Aslında maddi gerçekliğin ortaya çıkmasını önlemek amaçlı olarak yapılmıştır. Bu erkek failin işine yarayan bir hamledir. Erkek dayanışmasını her yerde görüyoruz. Başka bir yargılamada cinsel saldırıya uğrayan kadın müvekkil bir eğlence mekânında solist olarak çalıştığı için sürekli tanığa ‘Kadının kıyafeti nasıldı?’, ‘Abartılı mıydı?’ çünkü eğer böyleyse hak edilmiş bir duruma getirmek istedi. Tanık bunların olayla ilgisi olmadığını, zaten kadının günlük hayat kıyafetleriyle olduğunu söyleyince aynı başkan kadını baskı altına almak için, tanık korksun ve konuşmasın diye tutanağa ‘Tanığın sorulara kızdığı, kulaklarına kadar kızardığı, cevap vermemek için olayı unuttuğu’ gibi cümleler geçirdi.”
'Failler cezasız bırakılıyor'
"Hâkim ve savcıların olayı aydınlatmak istemediğini, erkeğe nereden daha az ceza almasını sağlarız bakışını görüyoruz" diyen İrem Esra Kömürcü Altun, son infaz düzenlemesinde kadına karşı cinsel saldırı, istismar ve şiddetten yargılanan faillerin çıktığını hatırlattı. Bu infaz düzenlemeleriyle Manisa’da bir failin iki eşini katlettikten sonra üçüncü eşini de katlettiğini belirten İrem Esra Kömürcü Altun, “Türkiye erkekler için bir fırsatlar ülkesi, öldürüp dışarı çıkıp aynı hayatı, aynı konforu sürdürüyorlar. Duruşmalarda biz kadınlara hiç haksız tahrik uygulandığını görmedik. Biz anlatmaya çalışıyoruz, ‘örselenmiş kadın sendromu’ nedir diye. Bunları dinleyen çok az mahkeme oluyor. Burada biz iktidarın pompaladığı görüşün her yere sirayet ettiğini görüyoruz. Bu sirayet hâkim, savcı ve kolluk nezdinde olduğu gibi, şikâyeti kabul etmeyen, ‘Bu da bir şey değil, boşanmak kolay, git evini kurtar’ diyerek şiddet gören kadını evine yollayan polisleri görüyoruz. Bunun yanında boşandığında anne baba evine sığınan kadının babası tarafından öldürülmesini gördük. Bu ülkede kadınların bağımsız olarak bir yaşam sürmekten başka bir çıkar yolu yok. Evin içinde baba, koca öldürüyor, mahkeme korumuyor, polis görevini yapmıyor. Bunların hepsi bir görüşün pompalanması sonucu oluyor” diye belirtti.
İktidar politikası katliamların önünü açıyor
Türkiye'de kadına yönelik şiddetin en az olduğu dönemin İstanbul Sözleşmesi'nin imzalandığı 2011 yılı olduğuna dikkat çeken İrem Esra Kömürcü Altun, İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanmasının dile getirilmesinin bile erkeklerde ceza alacağı algısı oluşturduğunu ve bu yüzden şiddetin en az olduğu yıl olduğunu ifade etti. İstanbul Sözleşmesi'nden çekildikten sonra kadın katliamlarının tekrardan arttığını belirten İrem Esra Kömürcü Altun, “Duruşma salonlarında İstanbul Sözleşmesi'nden çekilenlere teşekkür eden failleri gördük. İktidarın yarattığı politika kadın cinayetlerinin önünü açan bir politika” dedi.
‘Erilleşen hâkim ve savcılarla da mücadele ediyoruz’
Şiddet ve katliamlara karşı örgütlü mücadelenin önemine dikkat çeken İrem Esra Kömürcü Altun, şöyle devam etti: “Biz mücadeleyi tabii devlete karşı da yürütüyoruz. Şiddeti üretenlere karşı mücadele yürütmek biraz zorlu oluyor. Burada en önemli olan örgütlenmek. Kadınlar bir arada daha güçlüyüz. Veteriner hekim Hasan Bilgili dosyasında hekim o kadar rahattı ki yanında çalışan hekime cinsel saldırıda bulunmuştu. Yerel mahkeme süresince fail duruşmalara çok rahat geldi. Hâkimlerin giriş çıkış yaptığı kapıdan duruşma salonlarına alındı. Fakat bu duruşmaları kadınlar hiç bırakmadı. Kadınlar duruşmaları takip etti. Duruşmadan sonra ‘Hasan tutuklanacaksın’ diye sloganlar attı. Hasan Bilgili kendinden o kadar emindi ki adli kontrole bile alınmadı. Karar duruşmasında cinsel saldırıdan suçlu bulundu. Kararla birlikte tutuklandı. Bu tamamen örgütlü kadınların bir araya gelerek elde ettiği bir başarıdır. Bizler duruşmaları feminist avukatlar ve kadınlar olarak takip etmemizin bir sebebi var. Yargı mekanizmaları aslında eril mekanizmalar. Bizler erilleşen kadın hâkim ve savcılara karşı da mücadele etmek durumundayız. O yüzden onların karşısında kalabalık olmalıyız. Mücadeleyi hiç bırakmadığımızı göstermek durumundayız. Biz devletin çıkaracağı yasalara müdahale edebiliyoruz. Birkaç paket yasada sürekli kadınların hakları törpülenecek diyerek ortaya bir gündem atılarak nabız ölçülüyor. Kadınların ve LGBT'lerin örgütlü mücadelesi ile ses çıkararak bu yasalar yürürlüğe girmedi. Burada örgütlü mücadelenin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. O yüzden mücadele edeceğiz.”







