Gazeteci Gülfem Karataş: Sansüre ve engellere karşı bir araya gelelim
- 09:03 15 Ekim 2026
- Güncel
Elfazi Toral
İSTANBUL - Türkiye’de sansürün bir rutin haline getirilmeye çalışıldığını belirten gazeteci Gülfem Karataş, Kürt basınının onlarca yıldır ağır bedeller ödeyerek direndiğine, muhalif basının ise bugün benzer baskılarla yüzleştiğine dikkat çekerek, artan engellemelere ve dijital sansüre karşı örgütlenme çağrısında bulundu.
Türkiye’de basına yönelik baskılar giderek artıyor. Artan sansür, oto-sansür, erişim engelleri, verilen cezalar ve baskı uygulamaları halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını doğrudan hedef alırken; RTÜK yaptırımları ve dijital yayın yasaklarıyla gazetecilik sistematik olarak kısıtlanıyor. Öne çıkan mesajlarda ise; bu tabloyu aşmanın ve basın özgürlüğünü tesis etmenin tek yolunun gazetecilerin, meslek örgütlerinin, sivil toplumun ve tüm yurttaşların ortak bir mücadele ve dayanışma hattında buluşması yer alıyor.
Türkiye’de basına ve gazetecilere yönelik artan baskılar ile erişim engellerine ilişkin konuşan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu Sekreterya üyesi gazeteci Gülfem Karataş, gazeteciliğin karşı karşıya olduğu baskıları ve bu sorunların çözüm yollarını değerlendirdi.
'Sansür ve oto-sansür içselleştirilmek isteniyor'
Türkiye'de sansürün boyut değiştirerek yaygınlaştığını ifade eden Gülfem Karataş, özellikle dijital medya hesapları ve haber sitelerine getirilen erişim engellerinin, halkın haber alma hakkını doğrudan gasp ettiğini belirtti. TCK’nin 217/A maddesi gerekçe gösterilerek gazetecilerin tutuklandığını ve yapılan haberlerin suç haline getirilmeye çalışıldığını kaydeden Gülfem Karataş, "Bizim bunu kanıksamamız ve kabul etmemiz bekleniyor. Ancak gazeteciler Türkiye’de her zaman bir çıkış yolu bulmuştur. Biz bu mesleği maddi kaygılarla değil, halkın haber alma hakkını korumak için, bir kamu görevi ve hak mücadelesi olarak yürütüyoruz. Bu nedenle sansüre ve oto-sansüre karşı sesimizi daha fazla yükseltmeye ve zorlamaya ihtiyacımız var" dedi.
‘Kürt basınının deneyimlediği baskıları bugün muhalif basın görüyor’
Kürt basının maruz kaldığı baskıların tarihsel boyutuna değinen Gülfem Karataş, muhalif ile Kürt basının deneyimi bakımından ayrı ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Kürt basınının 1990’lı yıllardan bu yana gazete kapatmaları, bombalamalar, katliamlar ve gözaltılarla yok edilmek istendiğini hatırlatan Gülfem Karataş, şunları dile getirdi: "1990’larda yaşananları muhalif basın da kısmen deneyimledi ancak Kürt basınının özellikle çok daha fazla bu baskılara maruz kaldığını biliyoruz. Çözüm süreci tartışmalarında dahi gazeteciler üzerindeki baskı değişmedi; çünkü gazeteciler gerçekleri söylemeye devam ediyor. Kürt basınının 90'larda deneyimlediği bu baskıları bugün muhalif basın daha fazla görüyor. İktidar, işine gelmeyen gazetecileri çok rahatlıkla 'terörist' olarak yaftalayabiliyor ve tutuklayabiliyor. Burada temel bir fark var. Kürt basını tarihsel olarak daha örgütlü ve birbirine kenetlenmiş bir gelenekten geliyor. Muhalif basın ise daha bireysel kaldı. Bugün gazetecilerin tek tek hedeflenip susturulmaya çalışılmasının nedeni de bu bireysel kalma halidir."
Dijital sansür ve 'küçültme' politikası
Günümüzde basılı yayınların yerini dijital mecralara bıraktığını ifade eden Gülfem Karataş, iktidarın bu alanı da hedef aldığını dile getirdi. Gazetecilerin birer "influencer" olmadığını, yalnızca gerçeği halka ulaştırmaya çalıştığını vurgulayan Gülfem Karataş, dijital sansürün etkilerine değindi. Gülfem Karataş, “Sosyal medya hesaplarına ve haber sitelerine yönelik erişim engellerinin temel amacı kitleleri küçültmektir. Bir haber sitesinin kapatılması, o mecranın dijitalde yok edilmesi anlamına geliyor. Google algoritmaları engelleniyor, kurumların ve gazetecilerin kitleleriyle olan bağı koparılmak isteniyor. Örneğin Kadın Komisyonumuzun Twitter hesabı kapatıldı; yeni hesap açtığımızda ulaştığımız kitle ciddi oranda daraldı. Gazetecilik haber yapmakla bitmiyor, o haberin kitleye ulaşması gerekiyor. Son zamanlarda kurum hesaplarının ötesinde gazetecilerin bireysel hesaplarının da hedef alınması, haberin değerini ve etkisini yok etme amacını taşıyor” şeklinde konuştu.
‘Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 5 seviyesinde!’
“Biz dezenformasyon değil, haber yapıyoruz” diyen Gülfem Karataş, “Eğer bir dezenformasyon iddiası varsa bunun somut kanıtlarıyla ortaya konulması gerekir. Ancak bir gazetecinin haberine keyfi şekilde 'dezenformasyon' denilerek engel getirilmesi doğrudan sansürdür. Bizler yıllardır milletvekilleriyle görüşerek, Meclis’e giderek ve raporlar hazırlayarak bu yasaya karşı mücadele veriyoruz. Ancak basın meslek örgütlerinin gücü, gazetecilerin örgütlülüğüyle orantılıdır. Ne yazık ki ülkemizde gazetecilerin sendikalaşma ve örgütlenme oranı yüzde 5 seviyelerindedir. Bu düşük oran, meslek örgütlerinin ve sendikaların sesini de zayıflatmaktadır” sözlerine yer verdi.
‘Her gün Adliyedeyiz’
Sendikal mücadelenin ve mesleki dayanışmanın önemine işaret eden Gülfem Karataş, sendikanın asıl işlevinin gazetecilerin özlük, sosyal ve ekonomik haklarını savunmak olduğunu ancak mevcut baskı ortamı nedeniyle enerjilerinin yargı ile sarf ettiğini belirtti. Gülfem Karataş, "Biz bugün Çağlayan Adliyesi’nden dışarı çıkamıyoruz. Her gün meslektaşlarımızın davalarını takip etmek ve 'Bu kişiler gazetecidir' savunması yapmak zorunda kalıyoruz. Bu durum maalesef temel görevimiz haline geldi. Oysa yapmamız gereken şey, bu antidemokratik yasalar henüz Meclis’e gelmeden, konuşulamaz ve uygulanamaz hale getirecek bir toplumsal ve mesleki irade koymaktır” sözlerine yer verdi.
Genç gazetecilere çağrı: Sansüre ve oto-sansüre karşı örgütlenin
Gazeteciliğe yeni adım atan genç gazeteciler başta olmak üzere ve tüm gazetecilere çağrıda bulunan Gülfem Karataş, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Özellikle genç gazeteciler bugün daha az sendikalı, kendi haklarını ve iş güvencelerini daha az biliyorlar. Saha çalışmalarımızda gördüğümüz tablo acı verici. Gazetecilerin sigortasız çalıştırıldığı, kendi haklarını savunmak yerine yaptıkları haberlerle başkalarının haklarını savundukları bir dönemden geçiyoruz. Oysa gazeteciler kendi haklarını bilip savunmadıkça, başkalarının haklarını ne kadar savunabilir? Tüm gazetecileri sansüre ve oto-sansüre teslim olmadan; örgütlenmeye, sendikalı olmaya ve basın meslek örgütlerinin çatısı altında bir araya gelmeye çağırıyorum."







