8 Mart ile Özgür ve Demokratik Topluma (7)
- 12:03 26 Şubat 2026
- Dosya
Güney Kürdistan’da Kadınların 8 Mart’ı
Derya Ceylan
HABER MERKEZİ - Savaş, yoksulluk ve erkek-devlet şiddetinin kıskacındaki Güney Kürdistan’da kadınlar, son yıllarda her 8 Mart’ta şehirlerde, kamplarda ve dağlarda alanları terk etmeyerek direniş geleneğini büyüttü; Şengal’de TAJÊ öncülüğünde fermana karşı geliştirilen özsavunma, Mexmûr’da ambargoya rağmen sürdürülen örgütlü yaşam ve kentlerde yankılanan “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı, Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlükçü paradigmasıyla buluşarak 8 Mart’ı bir hesap sorma ve özgürlük günü haline getirdi.
8 Mart, dünya kadınları için olduğu kadar Kürt kadınları için de, sadece bir “kutlama” günü değil, yüzyılları aşan emek ve direniş tarihinin bugüne uzanan politik bir kavşağı oldu. New York’ta tekstil işçisi kadınların direnişiyle tarihsel bir simgeye dönüşen 8 Mart, Kürdistan’da çok daha sonra, ağır yasaklar ve baskı koşulları altında sahiplenildi. Buna rağmen Kürt kadınları, dört parçada geliştirdikleri örgütlü mücadeleyle, 8 Mart’ı takvimin tekil bir günü olmaktan çıkarıp, “365 günü 8 Mart” çizgisine dönüştürdü.
Dosyamızın bu bölümünde son yıllarda Güney Kürdistan’da da her 8 Mart, hem erkek-devlet şiddetine karşı sokakları dolduran kadınların isyanı, hem de Şengal’den Mexmûr’a kadar genişleyen bir özgürlük hafızasının yeniden hatırlandığı sürece tanıklık ediyoruz.
Israrlı direnişe devam
Güney Kürdistan’da kadınlar son yıllarda her 8 Mart’ı, büyüyen kriz, savaş ve yoksulluğa rağmen, alanları terk etmeyen ısrarlı bir direnişle karşıladı. Silêmanî’den Hewlêr’e, Duhok’tan Halepçe’ye kadar pek çok kentte kadınlar; katliamlara, şüpheli ölümlere, işsizliğe ve Irak devletinin baskısına karşı yürüyüşler, forumlar, paneller ve kültürel etkinlikler örgütledi. Üniversiteli kadınların cinsiyetçiliğe, mobbinge ve işsizlik tehdidine karşı meydanlara çıktığı eylemler, öğretmenlerin, sağlık emekçisi kadınların grev ve protestolarıyla birleşti. Özellikle son iki yılda, “Jin, Jiyan, Azadî” şiarı etrafında örgütlenen 8 Mart hazırlıkları, yalnızca bir günle sınırlı kalmadı; yıl boyunca sürdürülen kampanyalar, imza çalışmaları, atölyeler ve yerel buluşmalar 8 Mart meydanlarında görünür hale geldi.
Hesap sorma ve yüzleşme günü
Erkek-devlet şiddeti, Güney Kürdistan’da son yıllarda yalnızca ev içi ilişkilerde değil, siyasal ve ekonomik alanda da derinleşti. Kadın katliamları, şüpheli kadın ölümleri, boşanma süreçlerinde kadınların uğradığı tehdit ve baskılar, polis/jandarma ve parti aygıtlarının kadın kurumlarını hedef alan tutumları, kadınlar açısından 8 Mart’ı bir “kutlama”dan çok, hesap sorma ve yüzleşme gününe dönüştürdü. Buna rağmen kadın örgütleri, dernekler ve inisiyatifler kapatılan kurumların yerine yenilerini kurdu; saldırıya uğrayan sığınaklara ve danışma merkezlerine karşı yeni dayanışma ağları ördü. Son yıllarda özellikle genç kadınların öne çıktığı sokak eylemleri, erkek-devlet şiddetini teşhir eden kampanyalarla birleşerek Güney Kürdistan’da 8 Mart geleneğini daha radikal ve politik bir hatta taşıdı.
Kadın özgürlükçü paradigma ekseninde mücadele
Bu süreçte, Kürt kadınları için en önemli ortaklaşma başlıklarından biri de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ağır tecridin kırılması ve fiziki özgürlüğünün sağlanması talebi oldu. Son yıllarda düzenlenen 8 Mart eylem ve etkinliklerinde, kadınların taşıdığı pankartlarda, sloganlarında ve yaptıkları konuşmalarda bu talep sürekli ilk sıralarda yer aldı. Kadınlar, İmralı’daki tecrit sistemini yalnızca bir kişi üzerinde uygulanan izolasyon olarak değil, bütün kadınlara ve topluma yayılan bir savaş politikası olarak tarif etti; bu nedenle 8 Mart’ı, Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği kadın özgürlükçü paradigma ve “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesini büyütmenin bir aracı olarak sahiplendi. Cezaevlerinde sürdürülen açlık grevleri, adalet nöbetleri, uzun yürüyüşler ve kampanyalar, son yılların 8 Mart atmosferine damga vuran pratikler olarak kayda geçti.
TAJE’den 8 Mart eylemleri
Şengal’de 3 Ağustos 2014 fermanının ardından yaşanan büyük yıkım, sonraki her 8 Mart’ta, Êzidî kadınların direnişini merkeze alan bir hafızaya dönüştü. Binlerce Êzidî kadın kaçırılıp köleleştirilirken, fermanın hemen sonrasında kurulan örgütlenmeler, bu soykırıma yanıtın da kadın öncülüğünde verileceğini gösterdi. Êzidî Özgür Kadın Hareketi (TAJE), son yıllarda her 8 Mart’ta, fermanda kaybedilen kadınların isimlerini ve hikâyelerini görünür kılan anma ve eylemler örgütledi. Kadınlar, Şengal’de kurdukları özsavunma yapıları, meclisler ve komünler aracılığıyla yalnızca fiziksel güvenliklerini değil, aynı zamanda siyasi, kültürel ve inançsal varlıklarını da koruduklarını vurguladı. TAJE’nin son yıllarda yaptığı açıklama ve etkinliklerde, yeni fermanların önünü kesmenin yolunun, kadınların özsavunma ve özörgütlülüğünü büyütmekten geçtiği ısrarla söylendi.
Toplumsal inşanın örgütlü hali: Şengal
2025 yılında, 8 Mart vesilesiyle Abdullah Öcalan’ın Şengal’e ve Êzidî kadınlarına gönderdiği mesaj da, bu direniş hafızasını derinleştiren bir moment oldu. Abdullah Öcalan, mesajında Şengal’de yaşanan fermanı, kadın kırımı ve soykırım politikalarının en uç ifadesi olarak tanımlarken, Êzidî kadınlarının bu karanlığı örgütlenme, özsavunma ve demokratik toplum inşasıyla yarma çabasını, bütün Kürdistan ve dünya kadın hareketi açısından stratejik bir deneyim olarak işaret etti. Şengal’de kadınların yalnızca mağdur değil, yeni bir toplumsal yaşamın kurucu öznesi olduğunun altını çizdi; TAJE’nin ve Êzidî kadın meclislerinin geliştirdiği modelin, kadın özgürlükçü paradigmaya somut bir cevap oluşturduğunu vurguladı. Bu mesaj, 8 Mart etkinliklerinde sık sık alıntılandı, zılgıtlar ve sloganlarla selamlandı; Êzidî kadınları, 8 Mart’ı, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ile soykırım karşıtı mücadeleyi birleştiren bir çizgide karşıladı.
Mexmûr’da direnişle karşılama
Mexmûr Mülteci Kampı’nda yaşayan kadınlar ise son yıllarda ağır ambargo, kuşatma ve sürekli saldırı tehdidi altında 8 Mart’ı karşılıyor. Kampa dönük ekonomik ve siyasi baskılar, seyahat yasakları, gençlerin eğitim ve iş olanaklarının engellenmesi gibi uygulamalar, doğrudan kadınların omzuna binen bir yük yaratıyor. Buna rağmen Mexmûr’da kadınlar, her 8 Mart öncesinde toplantılar, atölyeler ve tartışmalarla yılı değerlendiriyor, kampın kadın meclisleri aracılığıyla yeni mücadele planları çıkarıyor. Özellikle kadınlar ve çocuklar için düzenlenen tiyatro gösterileri, şiir dinletileri, halaylar ve forumlar, 8 Mart’ı yalnızca protestonun değil, aynı zamanda kendi kültürünü, dilini ve tarihini sahiplenmenin günü haline getiriyor. Mexmûrlu kadınlar, “mülteci” statüsüne hapsedilmek istenen hayatlarını, özsavunma, örgütlenme ve kolektif yaşam üzerinden özgürleştirmeye çalışırken, 8 Mart’ı da bu iradenin sembolü olarak sahipleniyor.
Özsavunma ağları oluşturuldu
Güney Kürdistan’da son yıllardaki 8 Martlar, böylece kentlerdeki kadın kurumlarının, Şengal’de TAJE öncülüğündeki Êzidî kadınların ve Mexmûr’daki kadınların direnişini birbirine bağlayan bir hat örüyor. Kadınlar, hem erkek-devlet şiddetine, yoksulluğa ve işgale karşı sokakları terk etmeyerek, hem de yeni kurumlar, meclisler ve özsavunma ağları kurarak 8 Mart’ı sıradan bir anma gününün ötesine taşıdı.
Bugün Güney Kürdistan’da 8 Mart, bir yandan son birkaç yılın eylem ve etkinlik deneyimlerinin devralındığı, diğer yandan da Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlükçü paradigması etrafında örülen yeni mücadele biçimlerinin tartışıldığı bir politik laboratuvar işlevi görüyor. Şehirlerde, kamplarda, dağlarda ses aynı yerden yükseliyor: “Jin, Jiyan, Azadî.







