Riha komününden süreç değerlendirmesi
- 22:34 27 Şubat 2026
- Güncel
RIHA - Riha Barış ve Demokratik Toplumu Yaşamsallaştırma Komünü, bir yıllık sürece dair yayımladığı sonuç bildirgesinde toplumun güvence, şeffaflık ve somut adım beklediğini vurgulayarak, barışın derinleştirilmesi ve hukuki reformların gecikmeden hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Riha Barış ve Demokratik Toplumu Yaşamsallaştırma Komünü, kentteki bir otelde yerel basın ile düzenlediği iftar programı ardından süreç boyunca yaptığı çalışmalara dair sonuç bildirgesini yayınladı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na işaret edilen bildirgede, çağrı ile birlikte toplumsal olarak da tarihi bir eşiğe geçildiği belirtildi. Çağrı ile birlikte komünün halk ile bir araya geldiği, sokak, köy ve mahallelerde pek çok eylem ve etkinlik ile toplantı düzenlediği belirtilen bildirgenin devamında şu ifadelere yer verildi:
“Gençlik buluşmalarında, kadın toplantılarında, esnaf sohbetlerinde, taziye evlerinde, düğünlerde, kriz anlarında, gerilimli günlerde… Hayatın, gündelik yaşamın tam ortasında dinledik. İnsanlar artık sabah uyandıklarında yeni bir kriz başlığı görmek istemiyor. Çocuklarının geleceğini korku senaryoları üzerinden düşünmek, düşlemek, tasarlamak istemiyor. On yıllık çatışmalı ve gerilimli süreç bu ülkeye yalnızca güvenlik sorunu üretmedi, birçok sorunu beraberinde getirdi. En önemlisi de; Toplumsal güveni aşındırdı. İnsanların birbirine bakışını değiştirdi. Ekonomik kaynakların yönünü belirledi. Eğitimin niteliğini etkiledi. Hukuka olan inancı zedeledi. Liyakat, ehliyet ve meşveret üçlemesinin düşüşü, işte bu tablonun doğal sonucudur. Barış içinde olmayan ve demokratik olmayan yönetimler, kaçınılmaz olarak ehliyetsizliği, liyakatsizliği ve danışma kültürünün yok oluşunu beraberinde getirir.
Riha’nın durumu
Urfa özelinde baktığımızda tablo daha somut. Genç işsizliği yüksek. Mevsimlik tarım işçiliği hâlâ temel geçim biçimi. Yollarda ölen binlerce mevsimlik işçisi vardır. Üniversite mezunu gençler umutsuz, işsiz. Kırsalda üretim maliyetleri artmış, gelir azalmış. Kent merkezinde küçük esnaf kredi baskısı altında. Aileler borçlu. Ev içi gerilim artmış. Dolandırıcılık, hırsızlık olayları almış başına gidiyor… Ama bu tablo yalnızca ekonomik, geçim mücadelesi tablosu. Sosyal yaşam tablosu daha vahim. Uyuşturucu kullanımı ve fuhuş sahada en çok dile getirilen başlıklardan biri oldu. Özellikle genç yaş gruplarında bağımlılık yayılıyor. Aileler çaresiz. Mahalleler tedirgin. Bu, yalnızca bir asayiş meselesi değil; toplumsal çözülmenin işaretidir. Çeteleşme eğilimleri, mahalle baskıları, informal güç odakları… Bunlar demokratik kurumların zayıf olduğu alanlarda ortaya çıkar. Toplum boşluk sevmez. Eğer demokratik örgütlenme zayıfsa, boşluğu başka yapılar doldurur. Örgütlü demokratik toplum zayıfladığında sosyal çürüme hızlanır.
‘Toplum barış istiyor’
Çatışma düzeyi düştüğünde, gerilim dili yumuşadığında toplumun refleksi değişiyor. İnsanlar birbirine daha rahat temas edebiliyor. Bir birini dinliyor anlıyor empati kuruyor ve yardımlaşıyor. Farklı kimlikler arasındaki mesafe azalıyor. Sokaktaki tansiyon düşüyor. Gençler, kadınlar daha görünür hale geliyor. Kadınlar daha cesur konuşuyor. Yani çatışmasızlık soyut bir kavram değil, günlük hayatı doğrudan belirleyen etkileyen bir iklimdir. Sahada en çok duyduğumuz cümle şuydu: ‘Barış olsun. Yeter ki kalıcı olsun.’ Bu cümle çok şey anlatıyordu. Toplum barış istiyor. Ama geçici bir umut, mola değil, kalıcı köklü bir yön değişimi istiyor.
Sayın Öcalan onurlu barış ve demokratik siyaset vurgusunu hiç bırakmadı
Umut var, ama temkinli. İnsanlar bekliyor, gözlemliyor, ölçüyor. Somut adım görmek istiyor. Burada en kritik aktör devreye giriyor: Sürecin mimarı ve yönlendiricisi, Kürt Halk Önderi sayın Abdullah Öcalan’dır. Süreç başladığı günden bu yana yoğun temposuyla Sayın Öcalan, demokratik çözüm, onurlu barış ve demokratik siyaset vurgusunu hiç bırakmadı. Bu yalnızca bir söylem değil; sahada tıkanıklıklar ortaya çıktığında uyguladığı pratik politik zekâyla kendini gösterdi. Her tıkanıklıkta, her kriz anında toplumsal barışı ve demokratik ilerlemeyi sürdürmenin yollarını buldu ve açtı.Sayın Abdullah Öcalan’ın çabası, ısrarı Kürt halkı ve ona inananlar için umut hakkının somutlaşmasıdır. Bu umut hakkı yalnızca bir beklenti değil; toplumsal ve hukuki güvenin, eşit ve özgür temsiliyetin, demokratik yaşamın teminatıdır. Siyasi tutsakların keyfi cezalarının uzatılması, 30 yılı aşkın zindanda kalmış insanların infazlarının bitmesine rağmen ek yıllarla cezalandırılması toplumda haklı bir şüphe yaratmaya devam ediyor.
Süreçte Sayın Öcalan’ın rolü yalnızca Kürt halkıyla da sınırlı değildir
Süreçte Sayın Öcalan’ın rolü yalnızca Kürt halkıyla da sınırlı değildir. Tüm toplumsal kesimlerin demokratik barışa katılımının ve güveninin sağlanması, onun vizyonunun merkezindedir. Demokratik toplum, demokratik siyaset ve eşit temsiliyet olmadan inşa edilemez belirlemesi ona aittir. Ancak sahadaki zorlayıcı faktörlerde gerçek. Havuz medyası ve kimi devlet yetkililerinin dili mutlaka değişmelidir. Bir halkın değerlerine dil uzatılmamalıdır. Ezopvari, alaycı ve saldırgan dil, en çok Rojava’ya dönük saldırılarda ortaya çıktı. Kürt kazanımlarına karşı her yerde hazır ve nazır bir saldırganlık sergilendi.
Kobanê kuşatması halkta kardeşlik hukukunun sorgulanmasına yol açtı
Kobanê örneği bu tabloyu net biçimde gözler önüne seriyor. HTŞ çeteleri şehri ablukaya aldığında, siyasal iktidar Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda yardımların geçmesine izin vermedi. Elektrik ve su kesildi, temel ihtiyaçlar ulaştırılamadı. Bu durum halkta inanç ve kardeşlik hukukunun derin biçimde sorgulanmasına yol açtı. Süreç boyunca paramiliter güçler, bazı sosyal medya ve basın çevreleri sayın Abdullah Öcalan üzerinde itibarsızlaştırma ve karalama politikalarını çok sistematik bir şekilde yürüttü. Halkların ortak yaşamına dönük saldırılar, milliyetçi, şovenist ve faşist söylemlerin yaygınlaşması demokratik çözümün ve toplumsal barışın önündeki en büyük engeller oldu. Bir ülkede hukuk öngörülebilir değilse ekonomik alanlar istikrarlı olmaz. Ekonomi istikrarlı değilse toplum kendini güvende hissetmez. Toplum kendini güvende hissetmezse toplumsal çözülme hızlanır. Toplumsal çözülme hızlanırsa demokratik alan daralır.
Savaş ekonomisi, eğitimden, sağlıktan, bilimden çalınan her kaynakla beslenir
Bu zinciri kıracak olan şey, kalıcı ve yapısal barış siyasetidir. Barış ortamı olmadığında kaynaklar kaçınılmaz olarak güvenlikçi politikalara yatırım alanına akar. Savaş ekonomisi, eğitimden, sağlıktan, bilimden çalınan her kaynakla beslenir. Oysa kalıcı barış ortamı; yatırımı, üretimi, eğitimi ve sosyal politikaları güçlendirir. Gençlerin enerjisi sokakta değil, üretimde, sanatta, bilimde karşılık bulur. Liyakat, ehliyet ve meşveret ancak böyle bir ortamda yeşerebilir. Çünkü danışma kültürü, güven ortamında filizlenir; ehliyet, fırsat eşitliğinde ortaya çıkar; liyakat, adil rekabette anlam kazanır. Urfa özelinde özellikle kırsal alanlardaki ekonomik kırılganlık dikkat çekiciydi. Tarım maliyetleri her geçen gün artarken, gelir düşüyor. Mevsimlik işçilik yaygın. Gençler büyük şehirlere, Avrupa’ya göç etmeyi tek çıkış yolu olarak görüyor. Bu göç sadece ekonomik değil; kültürel kopuş da yaratıyor. Aile yapısı değişiyor. Mahalle dayanışması zayıflıyor. Bilinç kaybı artıyor. Bu tablo barıştan bağımsız değildir.
Kadınlar cephesinde tablo daha net ve daha politik
Urfa gibi tarihsel olarak farklı kültürleri barındıran bir şehirde barış iklimi yalnızca siyasal değil; kültürel bir gerekliliktir. Gençlik alanında karşılaştığımız tablo düşündürücü. Üniversite mezunu işsiz genç sayısı artıyor. Kamuya girişte liyakat algısı zayıf. Özel sektörde güvencesizlik yaygın. Gençler gelecek planı yapamıyor. Plan yapamayan genç ya göç ediyor ya da içine kapanıyor. Bu, uzun vadede toplumsal enerjinin, ülke değerlerinin kaybıdır. Kadınlar cephesinde tablo daha net ve daha politik. Kadınlar artık yalnızca mağduriyet anlatmıyor; talep ortaya koyuyor. Hukuki güvence istiyor. Eşit temsiliyet istiyor. Güvenli kamusal alan istiyor. Ekonomik bağımsızlık istiyor. Karar süreçlerinde yer almak istiyor. Kadınların bu netliği, aslında toplumun en ileri demokratik refleksidir. Bir barış süreci, kadınların yaşamını iyileştirmiyorsa eksiktir. Bir demokratikleşme iddiası, toplumda kadını, gençleri özne yapmıyorsa eksiktir. Bir yıl içinde yerel düzeyde şunu da gördük: İnsanlar sorunlarını merkezi siyasete, merkezi alanlara taşımak zorunda kalmadan çözmek istiyor.
Yerel demokrasi güçlenmeden kalıcı barış inşa edilemez
Yerel demokrasi güçlenmeden kalıcı barış inşa edilemez. Bir başka kritik mesele hukuk güvenliği meselesiydi. İnsanlar yalnızca bugün için değil, yarın için de kendini güvende hissetmek istiyor. Keyfi uygulama algısı sürdükçe yatırım da, toplumsal huzur da kırılganlaşıyor. Hukuk öngörülebilir olmadığında herkes temkinli yaşar. Temkinli toplum ise üretken olamaz . Toplumun üretken olması ancak kendini güvende his etmesiyle mümkündür . Bir yıllık sürecin en kritik sınavı şudur: Süreç derinleşecek mi, yoksa yüzeysel mi kalacak? Başta şunu net vurgulamak gerekiyor. Derinleşme; hukuki reform demektir. Derinleşme; ceza adaletinde eşitlik demektir. Derinleşme; umut hakkının uygulanması demektir. Derinleşme; yerel demokrasinin güçlenmesi demektir. Derinleşme; gençliğin ve kadınların karar mekanizmalarına katılması demektir. Yüzeysel kalmak ise yalnızca çatışmasızlıkla yetinmek demektir. Toplum artık yüzey yaklaşımlar görmek istemiyor. Toplum barışın sürece yayılmasını, beklentili ruh hali içerisinde ilerletilmesini istemiyor…
İnsanlar barışın öznesi yürütücüsü olmak istiyor
Bir yılın sonunda gördüğümüz en güçlü irade şudur: İnsanlar barışın öznesi yürütücüsü olmak istiyor. Seyircisi değil. Sürecin dışında değil, içinde olmak istiyor. Bu talep görmezden gelinirse kırılma yaşanır. Bu talep ciddiye alınırsa tarihsel bir eşik aşılır. Toplum üç temel şey istiyor: Güvence, şeffaflık, somut adım. Güvence; çünkü insanlar yarın ne olacağını bilmek istiyor. Şeffaflık; çünkü kapalı kapılar ardındaki süreçlere güven azalmış durumda. Somut adım; çünkü sözler artık tek başına yeterli görülmüyor ve güven vermiyor. Kalıcı barışın ölçüleri bellidir. Birincisi; hukuki güvence. Umut hakkı başta olmak üzere ceza adaletine dair beklentiler somut karşılık bulmalıdır. Hukuk, kişiye ve döneme göre değişen bir alan olmaktan çıkmalı; öngörülebilir ve eşit uygulanmalıdır. İkincisi; şeffaflık.
Süreç takvime bağlanmalı, belirsizlik azaltılmalı
Meclis mekanizmaları düzenli ve açık biçimde işlemeli, kamuoyu bilgilendirilmelidir. Süreç takvime bağlanmalı, belirsizlik azaltılmalıdır. Üçüncüsü; demokratik katılım. Gençler ve kadınlar yalnızca dinlenen değil, karar süreçlerine dahil edilen özne haline gelmelidir. Yerel yönetimlerin yetki ve kaynak kapasitesi güçlendirilmelidir. Dördüncüsü; sosyal politika. Genç işsizliği, bağımlılık, göç ve yoksulluk başlıkları barıştan ayrı düşünülemez. Ekonomik iyileşme olmadan toplumsal huzur kalıcı olmaz. Beşincisi; dil ve yaklaşım. Gerilim dili terk edilmeden toplumsal psikoloji iyileşmez. Bölgesel meselelerde kullanılan sert söylem, iç barış algısını zayıflatır. Siyasal dil, toplumun güven duygusunu besleyecek bir olgunlukta olmalıdır. Bir yıl bize şunu öğretti: Toplum hazır. İnsanlar artık gerilimden beslenen siyaset istemiyor. Toplum kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı dil görmek istemiyor. Belirsizlik istemiyor. Kriz başlıklarıyla uyanmak istemiyor. Geleceğini korku üzerinden değil, güven üzerinden inşa etmek istiyor.
Somut adımlar geciktirilmemeli
Eğer bu talep karşılık bulursa yalnızca bir sorun çözülmüş olmayacak; ülkenin yönü değişecek, zihniyet devrimi gerçekleşecektir. Kaynaklar çatışmaya, savaşa, güvenlikçi politikalara değil eğitime, sağlığa, üretime, bilime yönlendirilecektir. Gençler, kadınlar göç planı değil, gelecek planı yapacaktır. Kadınlar hayatta kalma mücadelesi değil, eşit yaşam mücadelesi verecektir. Yerel yönetimler merkezi beklemek yerine çözüm üretme arayışına girecektir. Barış bir lütuf değildir. Demokratikleşme bir ayrıcalık değildir. Bunlar toplumsal barışın, onurun gereğidir. Bugün burada yaptığımız çağrı nettir: Süreç derinleşmelidir. Hukuki, anayasal zemin güçlenmelidir. Anayasa ve yerel yönetimleri güçlendirme çalışmaları zamana yayılmadan yapılmalıdır. Toplumsal katılım kurumsallaşmalıdır. Somut adımlar geciktirilmemelidir.
Demokratik yaşam ertelenemez durumdadır
Geciken her adım umudu zayıflatıyor. Zayıflayan umut güveni aşındırıyor. Aşınan güven ise en çok topluma, gelecek tahayyülüne zarar veriyor. Bu nedenle artık bekleme değil, tamamlama zamanıdır. Artık niyet değil, karar zamanıdır. Artık temkin değil, iradeleşme zamanıdır. Bu ülke çatışma başlığına kilitlenmek zorunda değildir. Bu toplum belirsizlik içinde yaşamaya mahkum değildir, edilmemelidir. Artık halklar geleceğini kendi iradesiyle kurmak istemektedir ve bu güçtedir. Bir yılın tablosu bize hem sorumluluğu hem imkanı göstermiştir. İmkanlar vardır. Zemin hazırdır. Toplumsal talep vardır. Şimdi irade gösterme zamanıdır. Barış ertelenemez bir gerçekliktir. Demokratik yaşam ertelenemez durumdadır. Toplumsal dönüşüm inşa edilmesi gereken insani bir erdemdir. Gelecek; örgütlü, bilinçli ve kararlı bir toplumsal irade ile inşa edilecektir. Sayın Abdullah Öcalan, herkesi demokratik uzlaşı ve demokratik siyaset anlayışıyla sorumluluğa ve göreve çağırıyor. Hep birlikte geleceğimizi barış ve demokratik toplum ile yeniden inşa edip kendimizi ve kentimizi güzelleştireceğiz.”







