Özel savaşın tarihsel kökenleri (1)

  • 09:01 15 Haziran 2026
  • Dosya

    

Geçmişten günümüze toplumu kuşatan politikalar
 
Şehriban Aslan – Rojda Aydın 
 
HABER MERKEZİ – Kadın özgürlük mücadelesi, özel savaş politikalarının yalnızca güncel değil tarihsel bir gerçeklik olduğuna işaret ediyor. Kadının toplumsal öncülüğünün tasfiye edilmesiyle başlayan süreçte egemen sistemler, mitolojiden dine, sembollerden kültürel kodlara kadar birçok araçla kadın hakikatini görünmez kılmaya çalıştı.
 
İnsanlık tarihi yalnızca ekonomik, siyasal ve toplumsal dönüşümlerin değil; aynı zamanda zihniyet mücadelelerinin de tarihi olarak ele alınıyor. Toplumların üretim biçimleri, doğayla kurdukları ilişki ve inanç sistemleri kadar egemenlik ve direniş yöntemleri de bu tarihsel süreç içerisinde şekillendi. Kadın özgürlükçü tarih okumalarına göre, doğal toplumdan hiyerarşik ve sınıflı topluma geçiş sürecinde kadın merkezli yaşam kültürünün tasfiye edilmesiyle birlikte özel savaş yöntemleri de açığa çıktı.
 
Mitolojiden dinlere, kültürel kodlardan sembollere kadar uzanan müdahalelerle toplumsal hafıza yeniden inşa edildi. Hakikat tersyüz edilirken erkek egemen sistemin kalıcılaştırılması amaçlandı. Bu nedenle özel savaş yalnızca askeri yöntemlerden ibaret kalmadı; kültürel, ideolojik ve psikolojik araçlarla toplumun bilinci hedef alındı.
 
Dosyamızın ilk bölümünde geçmişten günümüze özel savaş politikalarının nasıl geliştiğini ele alıyoruz. 
 
İnsan toplumsallaşarak ikinci doğayı oluşturdu
 
Kadın özgürlük paradigmasında insanın toplumsallaşması, doğanın içinde yeni bir doğanın ortaya çıkışı olarak tanımlanıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, evrenin oluşum süreci içindeki tüm canlıları birinci doğa kapsamında değerlendirirken, insanın toplumsallaşmasıyla oluşan yapıyı ikinci doğa olarak tanımlıyor.
 
İnsan düşünce gücünü geliştirirken örgütlenme biçimlerini de oluşturdu. Klanlar ve kabileler ortaya çıktı. İnanç sistemleri gelişti. Totemler toplumsal bilincin sembolleri haline geldi. Bu ilk örgütlenme biçimlerinde kadın ve erkek arasında sömürü ve egemenliğe dayanmayan bir iş bölümü bulunurken, kadın yaşamın merkezinde yer aldı.
 
Yaşamın kurucu gücü kadındı 
 
Kadın toplumsal yaşamın örgütleyicisi, üreticisi ve sürdürücüsü konumundaydı. Çocukların yetiştirilmesinden üretime, tarımdan ekonomiye kadar yaşamın temel alanlarında belirleyici rol oynadı. Toprakla kurduğu ilişki, üretimi geliştirmesi ve yaşamı yeniden üretmesi nedeniyle kadın, toplumsal yaşamın öncü gücü olarak kabul edildi. Doğal toplum süreci ana kadın-tanrıça kültürü etrafında şekillendi. Yaşamın kutsallığı kadınla özdeşleştirildi. Üretkenlik, bereket, doğurganlık ve yaratıcılık kadın şahsında anlam buldu. Kadın etrafında gelişen bu toplumsallık, doğayla uyumlu ve paylaşımcı bir yaşam anlayışını ortaya çıkardı.
 
Tanrıça kültürünün yükselişi 
 
M.Ö 6 bin ile 4 bin yılları arasında gelişen Til Xelef kültürü, kadın merkezli yaşamın önemli örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Rojava'nın Serêkaniyê bölgesinde ortaya çıkan bu kültürde üretim araçları gelişirken tanrıçalık kültürü de güç kazandı. Kadın yaşamın, doğumun ve üretimin kaynağı olarak görülüyordu. Kullanılan dilde ve kültürel sembollerde kadın belirleyici konumdaydı. Toplum henüz sınıflaşmamıştı ve kadın öncülüğü toplumsal yaşamın temel karakterini oluşturuyordu.
 
Özel savaşın ilk adımları
 
Kadın özgürlükçü tarih okumalarına göre erkek egemen sistemlerin gelişmesiyle birlikte kadın hakikatine yönelik sistematik müdahaleler başladı. Kadının yarattığı bilgi, kültür ve toplumsal birikim erkek egemen zihniyet tarafından sahiplenildi. Mesela dağ tanrıçası Ninhursag'a dair anlatılar bu dönüşümün örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Mitolojide yaşamı koruyan ve iyileştiren kadın figürlerinin zamanla farklı biçimlerde yeniden yorumlanması, kadının tarihsel rolünün görünmez hale getirilmesinin araçlarından biri olarak değerlendiriliyor.
 
Kadın eliyle yaratılan bilgi ve birikimlerin erkek egemen sistem tarafından sahiplenilmesi, kadın özgürlük hareketi tarafından tarihteki ilk ideolojik gasp biçimlerinden biri olarak tanımlanıyor.
 
Kadın sembolleri erkek eliyle şeytanlaştırıldı 
 
Kadınla özdeşleşen çok sayıda sembol de zaman içerisinde anlam değiştirdi. Üçgen, ay, güneş, su, toprak, başak, incir ağacı, zeytin ağacı, yılan ve baykuş gibi birçok sembol tanrıça kültürü içerisinde kutsal kabul edilirken, erkek egemen sistemlerin gelişmesiyle birlikte olumsuz anlamlarla yüklenmeye başlandı. Kadın bilgeliğinin sembollerinden biri olan baykuşun uğursuzlukla ilişkilendirilmesi ya da kadınla özdeşleşen birçok kutsal figürün şeytanlaştırılması, kadın hakikatine yönelik ideolojik saldırının örnekleri arasında gösteriliyor.
 
Kadın ve erkek arasındaki mücadele yöntemi 
 
M.Ö 4 bin ile 2 bin yılları arasında kadın ve erkek arasında güç dengelerinin değişmeye başladığı bir süreç yaşandı. Mitolojik anlatılarda kadın ve erkek figürleri birlikte yer almaya başladı. Ancak bu dönem aynı zamanda kadın iradesine yönelik saldırıların arttığı bir dönem olarak da değerlendiriliyor.
 
İştar anlatılarında görülen şiddet, tecavüz ve iktidar mücadeleleri, kadın özgürlükçü perspektife göre erkek egemen sistemlerin yükselişini ve kadın öncülüğünün geriletilmesini simgeliyor.
 
Neden kadın?
 
Kadın özgürlük hareketine göre tarihteki ilk karşıtlık kadına karşı gerçekleştirildi. İlk sömürülen ve ezilen cins kadın oldu. Bu nedenle özel savaşın ilk hedefi de kadın olarak seçildi. Kadına yönelik geliştirilen özel savaş yöntemleri tarih boyunca farklı biçimlerde sürdürüldü. Kandırma, irade kırma, kültürel asimilasyon, tecavüz, köleleştirme ve kadın emeğine el koyma gibi uygulamalar erkek egemen sistemlerin temel yöntemleri arasında yer aldı.
 
Kadının yaşamın merkezinden uzaklaştırılması yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının özgürlüğünü hedef aldı. Kadın özgürlük paradigmasına göre "Neden kadın?" sorusunun yanıtı aynı zamanda "Neden toplum?" sorusunun da yanıtını oluşturdu. Çünkü kadın üzerinde kurulan tahakküm, toplumun tamamını denetim altına almanın en etkili araçlarından biri olarak görülüyor.
 
Günümüzde kadın kırımından dijital şiddete, kültürel asimilasyondan beden politikalarına kadar uzanan çok sayıda uygulama, özel savaşın güncel biçimleri olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle kadın özgürlük hareketi, özel savaş politikalarına karşı en güçlü mücadelenin kadınların örgütlenmesi, öz savunmasını geliştirmesi ve tarihsel hakikatiyle yeniden buluşması olduğunu vurguluyor. 
 
Yarın: NATO’dan dijital çağa: Kadınlara yönelen özel savaş yöntemleri